Sayfalar

Unutmayin-Don't Forget

Yemek Resimlerini daha canli ve net izlemek isterseniz tam uzerlerine tiklayin. ( Please click on the pictures to see the bigger)
Tariflere yorum yapabilirsiniz, sizde tarif gonderebilirsiniz: semcayhan@gmail.com
Isminizle yayinlayabilirim ( You can make comments to recipes): semcayhan@gmail.com
Daha Onceki Kayitlar icin en sag taraftaki kategorilere bakmayi unutmayin ( Please see the categories ( at right side) to see the previous recipes
Uye ol kisminda sag alt ta ..uye olursaniz..guncellemeler size otomatik gelir ( If you will be member , all uptades will come automatically to you ( see the follow part: right side)

29 Kasım 2012 Perşembe

Zeytinyagi Herseye Deva


Zeytinyağı evimizle, ahalimizle, güzelliğimizle yani her şeyimizle ilgileniyor. Belki de yüzyıllardır bu yüzden vazgeçilemeyen bir tutku. Amerikalı yazar Carol Firenze de, zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu keşfeden bir araştırmacı. Tüm deneyimlerini “Zeytinyağı Tutkusu” kitabında bir araya getiren yazar, bu tutkunun peşinden öylesine gitmiş ki, Mısır piramitlerinin sırrının zeytinyağıyla ilgisi olduğu nu söylüyor.

Zeytinyağı özel bir gıda. Sağlık için sayılamayacak kadar çok yararı var. Bu nedenle olsa gerek Ege ve Akdeniz kültüründe büyüyenler için olmazsa olmazdır. Mobilyaların temizlenmesinden bebeklerin bakımından evcil hayvanların beslenmesine, çok özel yemek tariflerinden yüz maskelerine kadar pek çok alanda işe yarıyor. 3 bin yıl yaşayabilen belki de tek ağaç.

Gövdesi yok olsa bile kökü yeniden filizleniyor. Bereketli mi bereketli. Ama yine de çok az insan bu bereketinin farkında. Semavi dinlerde de zeytine kutsallık atfedilmiş. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas), bir hadisinde, zeytinyağının yetmiş hastalığa faydasını ifade eder. Zeytinyağına tutkuyla bağlananlardan biri de Amerikalı yazar Carol Firenze.

Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her şeyde kullanılabiliyor olmasına, kısacası her şeyine tutkun. Firenze, Amerika’daki “Zeytinyağı Tutkunları Kulübü”nün kurucusu. Komili’nin katkılarıyla LEda Yayınları’ndan çıkan “Zeytinyağı Tutkusu” kitabının da yazarı.

Firenze, İtalya’daki Carli Zeytin Ağacı Müzesi’ndeki bilgilere göre bir yetişkinin bir yıl boyunca spor, kişisel temizlik ve tedavi gibi sebeplerle kullandığı zeytinyağı miktarının ortalama 55 litre olduğu bilgisini de okuyucularıyla paylaşıyor. Carol Firenze, kitabında yüzyıllardır sırrı çözülemeyen mimari harikası Mısır piramitlerinin ardındaki sırrın, piramitleri oluşturan taşların hareketini kolaylaştıran maddenin, zeytinyağı olma ihtimalinden de söz ediyor. Olur mu olur! Bu özel gıda, kendisiyle ilgisi olmasa dahi “Zeytinyağı gibi üste çıkmak” deyimini hiç hak etmiyor.


En iyi tıraş köpüğü, zeytinyağı 

Piyasada erkekler için sayısız tıraş köpüğü var. Ama Carol Firenze, en iyi tıraş losyonunun zeytinyağı olduğunu iddia ediyor. Zeytinyağı, yüzünüzü yumuşatmada ve rahatlamada bire bir. Hem de basit kesik ve sıyrıkları da tedavi etme özelliğine sahipmiş. Bir dahaki sefere yeni bir kozmetik almadan önce zeytinyağı ile tıraş olmayı deneyebilirsiniz. Carol Firenze nasıl tıraş olacağınızı da tarif ediyor:

* Yüz kıllarını mutlaka profesyonel kesim aleti yardımıyla kısaltın.
* Yüzünüzü öncelikle sıcak havlu koyarak yumuşatın.
* Daha sonra zeytinyağı ile ovun ve birkaç dakika bekleyin.
* Jilet veya elektrikli tıraş aletiyle saç ve kılların yönünü dikkate alarak tıraş edin, ara sıra su serpmeyi unutmayın.
* Zeytinyağını yeniden sürüp tıraş ettiğiniz yeri ters istikamette tekrar tıraş edebilirsiniz.
* Tıraştan sonra yüzünüze soğuk ıslak havlu bastırın. Kurulayın ve tıraş losyonu sürün.


Altın sıvının şaşırtan yararları 


* Şaşıracaksınız ama, havadaki sigara dumanını ve kirliliği temizleme yollarından biri de zeytinyağı kullanmak. Zeytinyağına bandırılmış pamuk ya da keten fitilleri yakarak odanızın havasını değiştirebilirsiniz.
* Astım hastalığı olanlar zeytinyağı kandillerini rahatlıkla kullanabilir.
* Yumuşak bir bezin üzerine birkaç damla zeytinyağı dökün ve değerli takılarınızı ovun.
* Kızartma tavalarınızı asla bulaşık makinesinde yıkamayın. Elde yıkayıp, bir havluyla kuruladıktan sonra zeytinyağıyla iyice ovarsanız ömrünü uzatırsınız.
* Eğer bir balık tutkunuysanız, oltanızın ucuna ve ipine sertleşmemesi için zeytinyağı sürebilirsiniz.
* Evinizdeki büyük yapraklı bitkilere ya da çiçeklere ayda bir kez, bir tatlı kaşığı zeytinyağı dökerseniz hem canlanır hem de beslenmiş olur.
* Sıkışan fermuarlarınızı zeytinyağı ile çözebilirsiniz.
* Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmıyor. Yaz mevsimindeyiz, aklınızda bulunsun.
* Doğumda sonra oluşan çatlaklar zeytinyağı sürüldüğünde büyük oranda yok oluyor.
* Bebeğinizin ıslak mendilini kendiniz yapabilirsiniz.

Kaynak; Uye oldugum mail grubuna gelen bir yazi

27 Kasım 2012 Salı

Pirinçli Borek

Malzemeler; 1 paket yufka,1 su bardağı süt, Yarim su bardağı sıvıyağ,1 tane yumurta, corekotu
İç Malzemeleri İçin: 200 gram orta yağlı kıyma, 1 tane kuru soğan, 1 su bardağı haşlanmış pirinç, Tuz, Karabiber, Nane, Sıvıyağ
Yapilisi: Oncelikle kıyma ve soğanımizi kavuralim.İçine tuz,baharat ve haşlanmış pirincimizi katıp karıştıralım. Karisimi soğumaya bırakalım.Yufkalarımizi 8 er ucgene bölelim.Bir kasede süt ve sivi yağı karıştıralım. Bir üçgen yufkaya sütlü karışımı sürüp ucuna harctan koyup sigara boregi seklinde saralim.Bütün yufkalara aynı işlemi yaptıktan sonra üstüne yumurta sarısı sürelim ve corekotu serpelim. 180 derecede pisirelim.

25 Kasım 2012 Pazar

Asure


Malzemeler: 1 gece onceden islatilmis 2 su bardaği aşurelik buğday, 1 gece onceden islatilmis 1 su bardağı fasulye, 1 gece onceden islatilmis 1 su bardağı nohut, 1 çorba kasesi ince ince dogranmis kuru kayısı, 1 çay bardağı kuş üzümü. 2 adet portakal kabuğu rendesi, Toz şeker ( ben cok tatli sevmedigim icin tadina gore ayarliyorum, 3 su bardagi bana yetiyor) , Su

Üzeri İçin Malzemeler: Tarcin, Nar taneleri, kavrulmus findik, kus uzumu, dovulmus ceviz

Yapilis: Bir gece onceden islattigimiz fasulye, nohut ve bugdayi duduklu tencereye alalim. Üzerini geçecek kadar su ekleyerek haşlayalim. Haslanmis baklagilleri suzelim ve baska tencereye alalim uzum ve sekeride ekleyip 10 dakika  kaynatalim. En sonunda kayısı ve portakal kabuğu rendesini de ekleyelim.Su miktarini kivama gore ayarlayabilirsiniz. Asureyi ocaktan alinca katilasmadan servis kaselerine koyalim. Biraz soguduktan sonra uzerine tarçın, fındık, fıstık, kus uzumu ve nar taneleri ile süsleyerek servis yapın.

22 Kasım 2012 Perşembe

Sütlü Kadayıf

Malzemeler: 500 gr tel kadayif, 3 su bardagi toz seker, 3 su bardagi süt, 2 su bardagi iri dovulmus ceviz ici, 250 gr tereyagi, 1 paket vanilya

Yapilis: Sutle tozsekeri karistirarak kaynatalim, ve vanilyayida ekleyerek sogumaya birakalim. Sutu sogurken kaymak tutmamasi ara sira karistiralim. Kadayiflari tel tel ayiralim ve eritilmis ilik tereyagini uzerine dokerek her yerini yaglayalim. Yaglanmis tepsiye kadayifin yarisini yayalim. Cevizi bu yarisinin uzerine yayalim. Kalan kadayiflaride uste yayalim ve elimizle bastirarak kadayiflari sıkıstıralım. 180 dereceye ısitilmis firinda kizarana kadar pisirelim. Cikar cikmaz uzerine sogumus serbetimizi azar azar dokelim. Afiyet olsun

20 Kasım 2012 Salı

Muhallebili Gullac



Malzemeler: 8 yaprak güllaç, 6 su bardagi süt, 1 paket vanilya, 1 su bardagi hindistan cevizi


Muhallebi Malzemeleri: 3,5 su bardagi süt, 1 su bardagi toz şeker, 2 yemek kasigi nisasta, 1 çorba kasigi pirinç unu, 2 yemek kasigi krema ( zorunlu degil, ben lezzet versin diye katiyorum)

Suslemek Icin: 1 nar

Hazirlanis:Once muhallebiyi hazilayabiliriz: Sutumuzu derin bir tencereye alalim ve icine şekeri, nişastayı, pirinç ununu ilave ediyoruz. Karistirarak psiirelim, Kıvamı koyulasinca kremamizida ekleyelim. Biraz daha karıştırdıktan sonra hazir olan muhallebimizi ocaktan alalim. Güllaçımızı ıslatacağımız sütü de ayrı bir tencereye alalım, şekeri, vanilyayıda ilave edelim. Sütümüzü biraz ısındıktan sonra ocaktan alalim. Borcamiziza bir kat güllaç yerleştirelim.Üzerine bir kepçe sütü dökelim.Üzerine hindistan cevizi serpelim. Kirik gullac yapraklarini aralara koyabiliriz.4 kat güllaç yaprağımizi aralarına süt ve hindistan cevizi dökerek yerleştiriyoruz. Güllaç sütü birazcik çekince üzerine muhallebimizi dokelim ve butun yuzeye muhallebiyi iyice dagitalim.  Kalan gullac yapraklarıni da kat aralarına aynı sekilde süt ve hindistan cevizi dökerek üstüste yerleştirelim. Uzerini nar taneleri ile susleyelim. Tatlimizi soguyana kadar biraz bekletelim. Daha sonra dolaba alalım. 

Bir Tablo: Domates Kurutmak


18 Kasım 2012 Pazar

Havuclu ve Hashasli Kek

Malzemeler:
2 su bardagi seker, 3 yumurta, 1 su bardagi sıvıyağ, 1 su bardagi gunluk sut, 3 su bardagi un, 1 su bardagi kiyilmis ceviz, 4 adet orta boy havuç ( rendelenmis), 1 kahve fincanı haşhaş, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya
Yapilis: Yumurtalarımızı derin bir kaba kıralım ve iyice çırpalım, şekerimizi, sütümüzü ve sıvı yağımızı ekleyelim ve biraz daha çırpalım. Daha sonra unumuzu, kabartma tozunu, vanilyayi da ekleyelim ve iyice karistiralim. Son olarak rende havucumuzu, cevizi ve haşhaşı ekleyelim ve yağlanmış kek kalıbımıza dökerek 180 derece fırında 30-35 dakika pişirelim.
Benzer Tarifler
Çayli Kek
Tahinli Kek
Tarcinli Islak Kek
Pratik Havuclu Kek
Çaylı Kek
Susamli Kek
Kakaolu Islak Kek

16 Kasım 2012 Cuma

Gunun Sozu-En Iyi Ol


Eger zirvede cam olamazsan,
Vadide bir cali ol.
Derenin yanindaki en guzel cali sen ol,
Agac olamazsan kuçucuk bir cali ol.
cali olamazsan bir parca cimen ol,
Susle, senlendir  bir yol kenarini.
Balina olamazsan kucucuk bir balik ol,
Ama govdeki baliklarin en kivrak olani.
Hepimiz kaptan olamayiz, tayfalar da olacak
Hepimiz icin yapacak bir seyler var dünyada.
Buyuk isler de var kucuk isler de,
Yapmamiz gereken sey yanibasimizda.
Anayol olamazsan ol bir patika,
Gunes olamazsan ol bir yıldız,
İster büyük ol ister kucuk,
Her zaman en iyi ol yalniz.

Douglas Malloch

14 Kasım 2012 Çarşamba

CheeseCake In Tarihcesi

Kelime anlamı “peynirli kek” olan cheesecake, dünya mutfağı için yeni bir lezzet değildir. Öyle ki, tarihi Antik Yunan’a kadar dayanır. M.Ö. 776’da ilk Olimpiyat oyunlarında atletlere minik cheesecake’ler verilirmiş. Roma İmparatorluğu’nun Yunanistan’ı işgaliyle beraber, tatlının tarifi de Romalılara geçmiş. Buradan da tüm Avrupa’ya yayılma imkânı bulmuş ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden göçmenlerle de tarif Amerika kıtasına taşınmış. Günümüzde ise cheesecake tarifleri ülkeden ülkeye farklılıklar gösterecek şekilde değişmiştir.

Cheesecake’ler, yapımında kullanılan malzemelere ve üzerine dökülen soslara göre de oldukça farklılık gösterir ama değiştirilemeyecek tek bir malzeme vardır, o da peynirdir. Bununla birlikte kullanıldıkları ülkelere göre peynirler de farklılık gösterirler. New York stilinde genelde krem peynir, özellikle de Philadelphia marka krem peynir kullanılırken; İtalyan stilinde daha çok ricotta peyniri kullanılır. Almanlar ise quark peynirini tercih ederler.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Kuru Domates

Güneşte kurutma, bilinen en eski saklama yöntemlerinden biridir. Antik Mısır ve medeniyetin beşiği olarak bilinen Mezopotamya’da kullanılmış, zamanla tüm Akdeniz kültürlerinde yaygınlaşmıştır. Bugün, İtalya’dan Mısır’a, Türkiye’den Fas’a kadar birçok evde halen doğal yollarla güneşte sebze –meyve kurutulmaktadır.

Güneş, yaşam kaynağıdır. Güneş ışınları, bitkileri olgunlaştırır, lezzet verir. Meyve ve sebzelerin içindeki sağlıklı gücün ortaya çıkmasını sağlar, yararlarını artırır.

Domates, güneşte kurutma geleneğinin mükemmel uyum gösterdiği bir bitkidir. %93’ü sudan oluşan domates, güneş altında kurutulduğunda fazlalıklarından kurtulmuş olur. Yaklaşık 15 kilogram taze domatesten 1 kilogram kurutulmuş domates elde edilir. Üstelik besin değerlerini, vitamin ve minerallerini yitirmez.

Kurutma işleminin sonucunda, domatesin lezzeti yoğunlaşır. Normal domatese göre daha fazla tüketilebilecek forma ulaşan domatesin, bu sayede sağlığa yararlarını da daha konsantre edilmiş olur. Domatesin içerdiği ve sağlığa çok faydalı olan likopen maddesi, kurutulmuş domates ile vücuda daha girer ve etkilerini daha çok gösterir.

Domatesin tarihi
Domates, patlıcangiller (Solanaceae) ailesindendir. Anavatanı Güney ve Orta Amerika olan, yıl boyunca yenebilen bir otsu bitki türüdür. Latince ismi lycopersicum esculentum’dur.

Domates, bir sebze olarak tanınsa da , botanikçiler için bir meyvedir. Çünkü bitki bilimciler, meyveyi, olgun halde olan taze ve kuru şekilde tüketilen ve içinde tohum ve tohumları barındıran bir bitki olarak tanımlanmaktadır. Domatesin içindeki kırmızı çekirdekler düşünülürse, bu tanıma göre meyve olarak sınıflandırılması çok doğaldır.

ABD'de 1893 yılında mahkeme?? (Hangi mahkeme? Hangi karar?) sebzelerle birlikte saklanıp yenildiğinden onu sebze diye sınıflandırmıştır fakat gerçekte meyvedir. Domatesin ilginç bir tarihi vardır. Bolivya ve Peru’da yabani sarı renkli bir domates türü bulunmuş ve sonra Meksika’da yetiştirilip, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden sonra Avrupa'ya gemilerle gönderilmiştir. İtalyanlar sarı renginden ötürü onu altın elma olarak adlandırsa da, çok geçmeden kırmızı türleri de ortaya çıktı. Domates, Amerika'da ilk defa Thomas Jefferson tarafından yetiştirildi. Ama pek çok insan zehirli olduğuna inanarak 1900'e kadar domates yemeyi reddetti. Domates’in ayrıca Avrupa’da romantik bir algısı da vardı; aşk elması olarak adlandırılmıştı.

5. tat

Domates, acı, tatlı, tuzlu ve ekşiden sonra 5. tat olarak bilinen umami lezzetinin en yoğun olduğu bitkisel gıdalardan biridir. Çekici, yuvarlak etli yapısı ise, yoğun glutamattan kaynaklanmaktadır. Umami glutumat ve ribonükleotlar tarafından oluşturulmuş iştah açıcı bir lezzettir. Umaminin tadı hoştur. Diğer tatlarla karışarak yeni lezzetleri ortaya çıkarır. Çoğu insan umaminin farkına varamaz, ama domates, parmesan peyniri, mantar, balık yerken fark edilebilir.

Domatesin üretimi
1-3 metre boya sahip olan domates bitkisinin hafif odunsu bir gövdesi vardır. 10-25 cm uzunluğunda olan yapraklarının üzerinde 5-9 yaprakçık bulunur. Yaprakları tüylüdür. 1-2 cm uzunluğunda ve genellikle sarı olan domates çiçekleri bir sap üzerinde 3-12 adettir. Genellikle kırmızı, yenilebilen meyvesi yabani bitkilerde 1-2 cm çapında iken, kültür bitkilerinde daha büyüktür. Çoğu vitamin bu meyvede bulunur ve kanseri önleyici yapısı vardır. Bu vitamin ve önleyici mineraller domatesin kabuğunda bulunur.

2005 yılının verilerine göre Dünya'da her yıl 125 milyon ton domates üretiliyor. En geniş üretimi yapan ülkeler ise sırasıyla Çin, ABD ve Türkiye.

Domatesin faydaları
-Kurutulmuş domates %100 bitkisel üründür. Yağ, kolesterol içermez ve kalorisi çok düşüktür. Asla Trans Yağ içermez.

-Dünyanın birçok ülkesinde en çok tüketilen gıdalar arasında yer alan domates, besleyiciliğinin ve lezzetinin yanı sıra çok miktarda vitamin de içermektedir. İçinde A, B1, B2, C ve K vitaminleri, niasin, protein, yağ, karbonhidrat, potasyum, kalsiyum ve demir bulunmaktadır.

Özellikle lif açısından zengin olan domates, sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve kabızlığı giderir. İyi bir idrar söktürücüdür ve vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Böbrek taşlarının düşürülmesinde faydalıdır. Kanı temizler.

-Domates, diğer birçok kırmızı sebze-meyve gibi, antioksidan özelliklere sahiptir. Özellikle kurutulmuş domates, antioksidan olarak bilinen doğal Vitamin C deposudur. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’ne göre antioksidan bakımından zengin ürünler, hücrelerin korunmasına yardım ederek kanser, diyabet, kalp ve akciğer rahatsızlıkları riskini düşürür.

-Kurutulmuş domates içerdiği likopen sayesinde de çok etkilidir. Uzmanlar, sebze ve meyvelerde bulunan karotene benzeyen bir madde olan likopenin, sağlık açısından son derece yararlı olduğunun bilimsel araştırmalarla kanıtlandığını belirtiyor:

Kasım 1997’de American Journal of Epidemiology tarafından yayımlanan araştırmaya göre, (Hangi araştırma referans verilmesi lazım? ) “Likopen kalp krizi riskini 50% oranında düşüren bir maddedir

Ayrıca likopenin kanseri, özellikle de prostat kanserini, önlemede çok etkili olduğu belirtilmektedir.
Kaynak=Uye oldugum mail grubuna geldi

8 Kasım 2012 Perşembe

Kakaolu Islak Kek


Sonbaharin resmi olarak gelisini kutlamak icin kek yapayim dedim. Evdeki yemek dergileride bir kosede duruyordu...Ilk el attigimda gelen sofra dergisinden aldigim tarifi biraz degistirdim....Sonuc= super 
Malzemeler; 2 adet yumurta,1 su bardağı tozşeker,1 su bardağı süt,1 çorba kaşığı tereyagi,1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu,1 çay bardağı zeytinyağı, 7 çorba kaşığı un,4 çorba kaşığı kakao

Öncelikle tozşeker , süt, vanilya, zeytinyağı ve kakaoyu derin bir kaseye alarak cirpalim. Bu malzemeden 1 su bardağı dolusu ayıralim. Daha sonra yumurtalari ayri bir kasede cirparak bu karisima ilave edelim ( Ben sosta cig yumurta kokusu sevmedigim icin yumurtalari sosu ayridiktan sonra ekliyorum. Nihai olarakta un ve kabartma tozunu ekleyip iyice karistiralim. Erimis tereyagi yoksa siviyagla yağlanmış kek kalıbımiza kek bulamacimizi dokelim. Önceden ısıttigimiz 170 derece fırında yaklasik 30 dakika pişirelim. Keki fırından aldıktan sonra, önceden ayırdığınız 1 su bardağı sıvı malzemeyi kekin üzerine dökelim. Soğuyunca uzerini bol hindistan cevizi ile susleyelim ve dilimleyerek servis yapalim.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Tarhananın Faydaları, Yararları

Türk Mutfağının ve Anadolu’nun tanınmış bir yiyeceği olan tarhana, sabah kahvaltıları dahil her öğüny yenebilen, kökeni Doğu Asya`dan gelen Türklere ait bir besindir.Besleyici değeri en yüksek çorbalardan biridir. Nasıl mı?

100 gr toz tarhanada 14,1 gr protein, 58,8 gr karbonhidrat ve 3,9 gr yağ, 78 mg kalsiyum, 0,5 mg demir bulunur. İyi bir protein, kalsiyum, A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini ve likopen kaynağıdır. 

Türk mutfağının vazgeçilmez tatlarından olan tarhana çorbası; besleyici, doyurucu ve tamamlayıcı bir besindir. Pişirilirken içine nohut, mercimek, kıyma gibi besinler eklenerek besin değeri daha da yükseltilebilir. 

Diyabet, hipertansiyon ve obezitenin tıbbi beslenme tedavisinde glisemik indeksinin beyaz ekmekten düşük olması ve doyurucu özelliğinin fazla olması nedeniyle tavsiye edilen bir besindir. 

Yoğurt tüketemeyen kişiler ve bebeklerin beslenmesinde çok iyi bir alternatiftir. Ayrıca tahılların fermentasyonu sonucu oluşan tarhana probiyotik özellikte bir besindir. 

Kurutulan besinlerde C vitamini yok denecek kadar azdır bu nedenle tarhana da sofrada salata vb. C vitamininden zengin besinlerle birlikte tüketilirse besleyici değeri artar.

Diyetisyen Aysen Arıcan
Şifa kaynağı tarhana!
Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, vitamin ve mineraller yönünden zengin olan tarhananın şifa kaynağı olduğunu söyledi. Yaptığı açıklamada, tarhananın içinde bulundurduğu çeşitli liflerden dolayı yüksek kolesterol, kalp krizi, kolon kanseri, obezite, yüksek tansiyon, hemoroid ve damar hastalıklarının azaltılmasında etkili olduğunu bildirdi.

rof. Dr. Temiz, tarhanada bulunan proteinlerin vücut için gerekli olan bazı aminoasitleri bolca ve dengeli olarak içerdiğini belirterek, "Tarhana, vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden zengindir. Tarhanada özellikle B vitaminleri bol miktarda bulunur. Kepeği uzaklaştırılmamış undan yapılan tarhanalardaki B vitaminleri içeriği kepeksiz undan veya göceden (kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday) yapılan tarhanalara göre daha yüksektir. Kalsiyum, demir ve çinko ise tarhanada bol bulunan minerallerdir" dedi.

Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerektiğini kaydeden Temiz, "Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde aminoasitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece aminoasitler tarhana ile vücuda hazır olarak girerler ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur" diye konuştu.

Proteinlerin sindiriminin özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemli olduğuna işaret eden Temiz, bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıda olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Temiz, tarhananın buğday unu veya göce adı verilen kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu ve çörtük gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve dayanıklı geleneksel bir fermente Türk gıdası olduğunu söyledi.
Tarhananın Türk kavimleri tarafından çok eski çağlarda üretilip tüketildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Temiz, Orta Asya’dan göç eden Türklerle birlikte Anadolu’ya geldiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İran ve Irak gibi imparatorluğa yakın komşu doğu ülkelere ve Rumeli üzerinden Macaristan ve Yunanistan gibi batı ülkelerine yayıldığının kabul edildiğini belirtti.
Temiz, Türklerle ırk yakınlığı bulunan Macarların tarhanayı Macaristan’a ve Finlandiya’ya kadar taşıdıklarını belirterek, bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi Yakındoğu ülkelerinde "kishk", İran ve Irak’ta "kushik" veya "kushuk", Türkistan’da "göce", Yunanistan’da "trahanas", Macaristan’da "tahonya", Finlandiya’da ise "talkhuna" ismiyle tarhanaya çok benzeyen gıdalar üretildiğini bildirdi.

Bileşimine katılan maddeler ve üretim tarzındaki değişiklikler nedeniyle tarhananın bölgelere göre çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Temiz, genellikle İzmir, Manisa ve Burdur yöresinde yapılan un tarhanasının büyük bir kazanın dibine "tarhana otu" adı verilen aromalı otun yerleştirilmesiyle yapıldığını söyledi.

Ege Bölgesi’nin farklı yörelerinde üretilen un tarhanalarına tarhana otu yerine nane, un yerine irmik konulduğunu, un ve maya karışımına mercimek ve nohut da eklenebildiğini belirten Prof. Dr. Temiz, Tokat, Sinop, Edirne ve Tekirdağ gibi bazı illerde süt, un ve yumurta karıştırılarak "sütlü tarhana" yapıldığını ifade etti.

Temiz, Kahramanmaraş ve köylerine özgü firiğin (yarı kurumuş tarhana) özellikle çocuklar tarafından ceviz içiyle birlikte çiğ olarak tüketildiğini, tamamen kurutulmuş tarhananın ise kış boyunca çorbalık ve çerez olarak değerlendirildiğini söyledi.

Tarhana kansere karşı kalkan
Hacettepe Üniversitesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmada beslenmenin önemine vurgu yaptı, tarhanayı örnek gösterdi.

Prof. Dr. İsmail Çelik, 5. Prevantif Onkoloji Sempozyumunda soruları yanıtlayan kanserden korunmada beslenmenin önemine ilişkin bilgi verirken, Anadolu kültüründeki yemek anlayışına sahip çıkılmasını istedi ve özellikle annelerin vazgeçilmezi ''tarhana çorbasının'' faydalarına dikkati çekti. 

Prof. Dr. Çelik, şu görüşleri dile getirdi: ''Televizyondan duyduklarına değil, ananelerinden duyduklarını yemelerini önereceğim. Köyümüzdeki, bize öğretilenleri yerlerse kanserden korunurlar. Meyve, sebze, lifler, tahıllar. Köylerde çok ciddi et yenmezdi. Her gün her gün etler, pideler restoran kültürüdür. Her gün et mi yenir, bir kere o kadar zengin değildi Türk halkı. Et az yenecek, meyve sebze çok yenecek, tahıldan da biraz fazla. 

'TARHANA ÇORBASININ İÇERİĞİNE BİR BAKIN'
Kilo kontrolünün önemine işaret eden Çelik, ''Şişman olmayacaksınız, şişmanlıktan kaçınacaksınız. Bakanlığın çalışması var, şişmanlığın sebebi ne olursa olsun kanser riski yaratıyor diye. O diyeti, bu diyeti değil, şişmanlığın sebebi zeytinyağı da olabilir, fındık, fıstık da olabilir. İnsan her gün badem yer mi, kanserden korunmak için de yenmez, tedavi olmak için de yenmez'' diye konuştu. 

Sigara kullanmamanın, kanserden korunmada önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Çelik, ''Bir sigara içmemek ve şişmanlamamak. Yiyorsanız eğer yakmak için egzersiz yapın. Ticari amaçlı, belli kliniğe yönlendirme amaçlı her şeyi kesmeliler insanlar, Anadolu kültüründeki yemek anlayışına uygun beslenmeli. Tarhana çorbasının içeriğinde o kadar kanserden koruyan madde var ki... Yoğurdundan domatesine içindekilere bir baksınlar'' değerlendirmesinde bulundu.

Bebeğe en iyi ek besin tarhana çorbası 
Bebeğe ek besine en erken 4, en geç 6 ay arasında başlanması gerektiğini belirten uzmanlar, anne sütünü tamamlayıcı en iyi ek besinin sütle yapılmış tarhana çorbası olduğunu söylüyor. 

Bebeklerde anne sütünü tamamlayıcı ek besinlerle ilgili bilgilerin güncellendiğini söyleyen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, anne sütünün sayısız faydası olduğunu, 1-1,5 yıl anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gerektiğini söyledi. 

Yakın zamana kadar ''Ek besinlere ne kadar geç başlanırsa o kadar iyi olur'' düşüncesinin hakim olduğuna dikkati çeken Artan, tüm yararlarına rağmen 6. aydan sonra anne sütünün besinsel değerinin bebeğin gereksinimlerinin gerisinde kaldığına işaret etti. 

Prof. Dr. Artan, ''Günümüzdeki çalışmaların sonuçları çok net bir şekilde bize göstermektedir ki anne sütüyle beslenmeye tamamlayıcı ek besinlere en erken 4 aylıkken, en geç de 6 aylıkken başlamak gerekiyor'' dedi. 

Ek besinlerin bu sürelerde yavaş yavaş beslenmeye girmesinin zorunluluk olduğunu vurgulayan Artan, bebeğin bağışıklık belleği ve toleransı ile bağışıklık sisteminin yabancı besinlere hoşgörü kazanabilmesi için bu yaş döneminin kritik önem kazandığını söyledi. 

EN İYİ EK BESİN TARHANA

Bebeklik çağındaki tamamlayıcı beslenme çözümlerinde ev yapımı sebze çorbalarının çok önemli olduğuna işaret eden Artan, kadınların patates, pirinç, mercimek, kabak, havuç ve maydanozu bir tencerede kaynatarak süzgeçten geçirdiklerini ve ezerek bebeğin sevebileceği kıvama getirdiklerini anlattı. Zeytinyağı ile zenginleştirilen bu çorbaya alternatif olarak tavuk suyu ve yoğurt çorbalarının da verildiğine işaret eden Artan, bebeklerde tamamlayıcı en iyi ek besinin tarhana çorbası olduğunu vurguladı.

Artan, tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin oldukça önemli olduğunu, bazı aminoasitleri dengeli olarak içerdiğini, özellikle B vitamini yönünden zengin olduğunu, kalsiyum, demir ve çinko bulundurduğunu kaydetti. Tarhananın yapımında bölgelere göre küçük farklılıklar bulunduğuna işaret eden Artan, ''Bu farklılıkları gidererek tarhanayı bir bebek besini haline getirmenin yolu, tarhanayı sütle pişirmekten geçiyor. Su yerine sütle yapılan tarhana, besinsel değeri oldukça yüksek, yeterli ve ideal bebek ek besinidir'' dedi. 

Tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin yeterli olduğunu ve ekstra tuz eklememesi gerektiğini dile getiren Artan, ''Sütle pişirilen tarhana anneler için hazırlaması kolay ve ekonomik bir çözüm. Mümkünse tarhanayı 6. aydan sonra süt ile pişirerek vermemiz gerekiyor'' diye konuştu. 
Kuru tarhananın 100 gramında 1,3 gram protein olduğunu ve sütle pişirildiğinde mükemmel bir protein içeriğine sahip olduğunu anlatan Artan, 200 mililitre süte 2 kaşık tarhana ile bebek için gerekli çorbanın hazırlanabileceğini söyledi. Artan, süt olmadığı durumlarda tavuk ya da et suyu ile yapılacak tarhana çorbasının da bebek için çok önemli bir ek besin kaynağı olduğunu kaydetti. 


''MEYVE PÜRELERİ GEREKSİZ''

Önceki yıllarda tahıllar ya da süt gibi besin kaynaklarına olabildiğince geç başlamasının daha sağlıklı olduğunun düşünüldüğünü dile getiren Artan, ''Örneğin bebek irmik, un çorbası, bisküvi gibi tahıllı besinlerle ne kadar geç karşılaşırlarsa ileride tahıl alerjisi, çölyak, tip1 diyabet gibi hastalıklara yakalanma oranının da o kadar az olacağı düşünülüyordu'' dedi. 
Buna karşın artık annelere tahıllarla tanışmayı 6,5 aydan daha ileriye bırakmamalarını tavsiye ettiklerini ifade eden Artan, bebek beslenmesinde tamamlayıcı olarak en çok tercih edilen meyve pürelerinin ise çok faydalı olmadığına dikkati çekti. Meyve suları ve meyve pürelerinin gerekli besinsel değere sahip olmadığını vurgulayan Artan, sebze çorbaları, yoğurt ve muhallebinin gönül rahatlığıyla başlanabilecek ek besin çözümleri olduğunu kaydetti.
Kaynak=Uye oldugum mail grubuna geldi, internetten alinti

4 Kasım 2012 Pazar

Safranbolu-Akide Sekerleri

Her cesit, her renk...her meyveden...ne kadar guzeller degilmi....insan yemeye kiyamaz. Bir an ev tasariminda  bile kullanilir diye dusundugum oldu...Alttakilerde safranli kolonyalar...

1 Kasım 2012 Perşembe

Kolay Cikolata Soslu Kek

                      


Malzemeler; 3 adet yumurta, 1,5 su bardağı şeker, 1 su bardağı süt, 1 su bardağı sıvı yağ,1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu, 3 su bardağı un, 1 su bardagi incecik kirilmis ceviz ici.
Sos için ; Bim den aldigim hazir cikolatali sosu kullandim
Yapılışı; Oncelikle kekimizi hazirlamaya baslayabiliriz; Oncelikle yumurtalarimizi sekerle köpürene kadar çırpalim. Daha sonra sutumuzu ve sivi yagimizi da ekleyelim ve cirpmaya devam edelim. Ardından unu, cevizi, kabartma tozunu ve vanilyayıda ekleyerek iyice karıştıralim. 1 kasik yagla yagladigimiz kek kalibimiza kek bulamacini dokelim. 180 derece fırında pişirelim. Kek soguduktan sonra ters cevirelim ve paketindeki yonergeye gore hazirladigimiz cikolatali sosumuzu sicakken uzerine dokelim.