Sayfalar

Unutmayin-Don't Forget

Yemek Resimlerini daha canli ve net izlemek isterseniz tam uzerlerine tiklayin. ( Please click on the pictures to see the bigger)
Tariflere yorum yapabilirsiniz, sizde tarif gonderebilirsiniz: semcayhan@gmail.com
Isminizle yayinlayabilirim ( You can make comments to recipes): semcayhan@gmail.com
Daha Onceki Kayitlar icin en sag taraftaki kategorilere bakmayi unutmayin ( Please see the categories ( at right side) to see the previous recipes
Uye ol kisminda sag alt ta ..uye olursaniz..guncellemeler size otomatik gelir ( If you will be member , all uptades will come automatically to you ( see the follow part: right side)

31 Ekim 2012 Çarşamba

Doğa ve Muhtesem Sarmaşıklar




30 Ekim 2012 Salı

Eski Zamanlar..Kuzine Soba...Cookstove.Old Times ..

Bir arkadasim cekmis, yayinlamak istedim. Cok kucukken koyde oturuyorduk, bu kuzine sobalarin basinda azmi keyif yapmadik, azmi ders calismadik. Ne kadarda sicakti hersey. Cay, Kestane, Patates, Mantar ne isterseniz pisiyordu. Cay usul usul demini aliyordu. Sohpetlerde oyle...Disarda lapa lapa yagan kar ne kadarda zevk veriyordu. Kalorifer cikti mertlik bozuldu

19 Ekim 2012 Cuma

Cicek ve Mutluluk

Beton kaldirimda buldugu ufacik bir toprakta acmis butun guzelligiyle...Bu bana guclu olmayi, direnmeyi hatirlatiyor; etrafin ne ile sarilmis olursa olsun sen ufacik bir imkani degerlendir, hayata tutun....

Istanbul Bogazindan Tutulan Baliklar

Ulkemiz ne kadar sansli farkindamiyiz acaba. 4 mevsim, 7 bolgede binlerce farkli yiyecek, yemek. 3 yanimiz denizlerle cevrili ve bir suru cesit balik dolu. Karadenizimizin Hamsisindne tutun Levrege cupraya varincaya kadar mukemmel cesitlilik ve zenginlik. Cok sukur 

18 Ekim 2012 Perşembe

Kanlica Yogurdu

Kanlica 1800 lu yillarin sonunda bazi Osmanli pasalarinin bulundugu yazlik bir köymus. 1854 te Sirketi Hayriye nin yolcu tasimaya baslamasiyla nufusuda artmis. Poyraz Ibrahim Aga nin daha gelmedigi ve dolayisiyla yogurdu da mayalamadigi o donemde kivirick marullariyla unlu olan Kanlica da vapur durur, musterilerin alisveris etmelerini beklermis. Kanlica yogurdu cikinca yolcular bu seferde yogurt icin vapurdan inmeye baslamislar. Gerisini Sakkaftan dinleyelim; Yogurt begenilmeye baslayinca Istanbulun diger semtlerindende istenmeye baslanmis. Buradan vapura koyup Besiktas a gidip oradanda Mackaya cikarirlarmis. Eskiden kullanilan porselen kaplar, once yerini sirli toprak kaba birakti. Uzun yillar cam kaselerde satildiktan sonrada 1965 ten itibarende plastik kaplara koyuldu. Bu isin devamli olabilmesi acisndan plastik kaplar bir milattir.Cunku bir araba mal gittiginde bunun ancak yarisi yogurt oluyordu, kalan tonaji cam yada toprak kaselerin agirligi olusturuyordu. Donerken yine bu kaplarin toplanip getirilmesi gerekirdi. En korkulan sey ise camin kirilarak yogurdun icine dusmesi ve bunun da bir musteriye zarar vermesiydi. 

17 Ekim 2012 Çarşamba

Tarcinli Kek



Malzemeler: 3 yumurta, bir su bardağı sıvı yağ, bir su bardağı günlük süt, 3 su bardağı un,  2 su bardağı şeker, 2 paket kabartma tozu, 2 çorba kasigi tarcin, 1 yemek kaşığı tereyağ yoksa margarin, 1 su bardağı damla çikolata.
Yapılış: Yumurtalarımızı derin bir kaba kıralım ve iyice çırpalım, şekerimizi, sütümüzü ve sıvı yağımızı ekleyelim ve biraz daha çırpalım. Karışıma unumuzu, kabartma tozumuzu, tarcinimizi ekleyip mikserle düşük ayarda karıştıralım. Karışımımıza en son damla çikolatayı ilave edelim. Kalıbımızı tereyağımızla yağlayalım ve bir iki kaşık un serpelim sonrada karışımımızı kalıbımıza boşaltalım. Önceden 10 dakika ısıttığımız fırınımızda 180 derecede 40 dakika pişirelim. Afiyet olsun.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Malatya Un Kurabiyesi

Simdiye kadar yedigim en guzel kurabiyeydi. Abartmiyorum gercektem muhtesemdi tadi. Katildigim bir kursta arkadas yapip getirmis, sona kalan bir tanesinin resmini poset ustunde cekebildim. 

Malzemeler: 1 su bardağı yağ ( normalde sadece malatyada satilan vita yagla yapiliyormus ama istanbulda olmadigi icin , margarini erittikten sonra sogutarak dipte biriken sutlu kisim atilip ustunde kalan yag kullaniliyor) , 1 su bardağı pudra şekeri ( mutlaka pudra sekeri olacak, toz seker kullanmayin) , Alabildigi kadar un, 1 paket vanilinli seker, Uzerini suslemek icin kayısı çekirdeği

Yapilisi: Oncelikle yagimizla sekerimizi derin bir kaseye alalim ve iyice cirpalim ( Ben robotta cirpiyorum, kivami yogurt gibi oluyor. Daha sonra bu karisima elenmis unu ve vanilini ekleyelim ve yoğuralım. Istedigimiz buyuklukte ve sekilde kurabiyelr yapip ortalarina 1 tane kayısı çekirdeği koyalim. Onceden isittigimiz 175-180 dereceli firinda pembelesen kadar pişirelim

Yogurt Gercegi


Milli protein kaynağı sayılan ve daha düne kadar Avrupa'nın bilmediği yoğurt bize çok şeyler anlatacaktır. Yoğurt kendi kültürümüzün mahsülüdür ve Avrupa'ya da aynı isimle geçmiştir. Bundan aşağı yukarı 1000 yıl önce Ortaasyada yapıldığını o zamanın eserlerinde adının bu günkü manası ile geçmesinden anlamaktayız.

İlk önce ne zaman ve nasıl yapıldığı kesin olarak belli değildir. Bazı ilim adamlarınca, bir koyun işkembesine konan sütün yoğurt haline gelmiş olabileceği söylenirken, bazılarınca da süt sağılan kaplara hayvan pisliği bulaşmasıyla teşekkül etmiş olabileceği tahmin edilmektedir. Çünkü yoğurt bakterileri esas itibariyle bağırsak bakterileridir. Her ne olursa olsun kendi dünyamızdan çıkmış ve buradan da dünyanın dört bucağına yayılmıştır. Süreyya Tahsin Uygün gayet haklı olarak "Türklerin kültüre yaptıkları en eski hizmetlerden en mühim bir eseridir." demektedir. (1) R. Strohecker ise yoğurdun Almanya'ya Türkiye'den geldiğini ve bunun ana vatanının Ortaasya olduğunu söylemektedir. 

Çok eski zamanlardan beri mayalanan süt mamülleri ve bu arada bilhassa yoğurt birçok derdin devası olarak görülmüştür. Yoğurdun şifalı tesirlerini bir yerde okuyarak öğrenen I. Fransuva ağır bir hastalığa tutulduğu zaman İstanbul'a bir haber salarak teminini rica etmiştir. Padişah kendisini tedavi etsin diye bir yoğurtçu ustasını Paris'e yollamıştır. Beraberinde bir keçi ile yola çıkan usta gizli olarak yaptığı yoğurtlarla kralı tedaviye tabi tutar ve kısa zamanda kral yataktan kalkar. Bu hâdise tabiki hemen duyulmuş ve yoğurdun Fransa'da XVI. yy.'da tanınmasına ve bir şifa kaynağı olarak telakki edilmesine yol açmıştır. 

Yoğurdun Avrupa'da XVI. yy'a kadar bilinmediği ve birden gittiğini gösteren bir başka hâdisede Avusturya sefiri olarak 1554 - 1562 arasında Türkiye'de bulunan Fqier Ghiselin De Busbecg'in müşahedeleridir. Busbecg, Türklerin kanaatkar olduklarını ifade ederken az yediklerini, sofra zevkine çok az düşkün olduklarını belirtiyor ve bir parça ekmekle beraber tuz, soğan ve (ekşimiş süt olarak tarif ettiği) yoğurt bulurlarsa yemek için başka bir şey aramazlar diyor. Ayrıca süte nazaran akıcı olmadığını ve harareti teskin için çok iyi bir sıvı olduğunu belirtmektedir. 

Bu arada sütcülük alanında büyük bir otorite sayılan değerli müellif Fleisch-mann'da yoğurdun kımız ve kefirle birlikte Asya'nın bazı bölgelerinde yüzlerce, hatta binlerce yıl önce tanındığını işaret etmektedir. 

Yoğurdun Avrupa'da en fazla tanınmasına sebep Rus alimi E. Metschnikoff'un Paris'te Pastör Enstitüsündeki çalışmaları olmuştur ve zamanla yoğurdun tanınmasına yayılmasına ve büyük rağbet görmesine sebep olmuştur. Nitekim yoğurt bunun üzerine Almanya'ya da sıçramıştır.

Yoğurt, süt şekerinin maya dediğimiz süt asidi bakterileri ile reaksiyonu sonucunda meydana gelen bir süt mamülüdür. Yoğurt yapmak üzere pişirilen ve muayyen bir dereceye kadar soğutulan süte aşılanan maya dediğimiz şey bu sütte bazı değişmelere sebebiyet vererek onu yoğurt haline getirir. Aslında yoğurdun oluş şekli çok karışık ve girift bir hâdisedir. Her yaratılışa bir sebep koyan Kudreti Sonsuz azami tasarruf prensibiyle çok lüzumsuz addettiğimiz şeyleri dahi vazifelendirerek insanlar için hayatı ehemmiyete haiz bir gıda yaratıyor ve görülen esbab perdesi arkasında Kudret Eli'ni hissettiriyor.

Yoğurt, gerek bileşimindeki maddelerin çeşidi ve gerek bunların durumu yüzünden büyük bir ehemmiyet kazanmıştır. Demir ve bakır madeni hariç vücut için lazım olan diğer maddelerin hemen hepsine havidir. Aynı zamanda bunlar kolaylıkla hazmedilecek ve vücuda sinebilecek şekildedir. İhtiva ettiği süt asidi ve süt şekeri, süt tuzlarının ve buradaki kirecin bağırsaklarda kolayca istifade edilebilecek bir hale gelmesine yardım eder. Böylece vücutta D vitamini tasarrufuna imkân verir. Yapılması sırasında B ve C gibi bazı sıcağa dayanamayan vitaminler azalsa da aşılanan mayadaki mikroorganizma bilhassa B gurubundan olan vitaminleri çoğaltır. Böylece yoğurt sinir ve hazım sistemi üzerinde faydalı tesirler yapar. Sağlamlar için olduğu kadar bilhassa mide ve bağırsak hastalıkları bulunanlara da çok faydalıdır. Mideleri zayıf olan bazı kimseler süt içemezler halbuki yoğurdu kolaylıkla hazmederler. Çünkü yoğurdun proteinleri kısmen pepton - albümoz ve amino asitler halinde parçalanmıştır. Böylelikle hazmı kolaylaştırır. Yoğurt,mideye geldiği zaman sütte olduğu gibi pıhtılaşmaz. Çünkü daha önce yapılırken, pıhtılaşmış ve hazıma hazır hale gelmiştir. Yapılan bir denemede sütün 3 saatte hazımlanmasına karşılık bundan elde edilen yoğurdun 1 saatte hazmedildiği görülmüştür.

Yoğurt, içindeki karbonhidratlarla proteinler uygun nisbetlerde bulunduklarından şişmanlatmaz ve bağırsak faaliyetini yavaşlatarak gıda tasarrufuna imkân verir. İnsanlar için şamil olan "yiyiniz — içiniz — israf etmeyiniz" serlevhasını o şuursuz bünyelerinde tam şuurlu bir şekilde yerine getiren yoğurt terkibi, acaba arkasında Kudret—i Sonsuz bir şuuru göstermiyor mu..!

Yoğurdun sağlık bakımından müsbet tesirleri, içindeki maddeler ve bilhassa süt şekeri ile süt asidinden ileri gelmektedir. Dolayısıyla herhangi bir besinde bu türlü maddelerin artışı onların sağlık bakımından iyi tesirlerini de arttırır. Süt şekeri midede değil bağırsaklarda parçalanır ve süt asidi haline gelir. Bağırsakların böylece asit reaksiyonu alması birçok korkutucu bakterilerin gelişmesine imkân bırakmaz. Aynı zamanda madeni maddelerin ve meselâ kirecin vücutta sindirilmesi kolaylaşır. Böylece süt şekeri veya asidi D vitamini tasarrufuna imkân verir. Yoğurdun iyi geldiği arızalar arasında bakırla zehirlenme, bağırsak ve mide bozuklukları sayılabilir. Tuzlu ayran da güneş çarpmalarına karşı başarı ile kullanılır. Ülser ve mide iltihabı gibi arızalarda da kullanılır. Bileşimindeki süt şekeri ve süt asidi kokutucu ve bilhassa asitliği düşük vasatlarda iyi gelişen bakterilerin üremesine mani olur. Bilindiği gibi kokutucu bakteriler proteinlerden indol, fenol, skatol ve benzeri maddeler hasıl ederler ki, bunlar insan için zehirlidir ve sinir sistemine tesir ederek vakitsiz ihtiyarlığa sebebiyet verir. Yoğurt yemek insanlar için faydalı bir bakteri olan Lactobacillus acidophilus'un gelişmesini kolaylaştırır. Bunların bağırsaklarda sayısını artırır ve bu bakterinin çıkardığı asitte, zararlı bakterilerin gelişmesine imkân bırakmaz. Baş ağrısı, dermansızlık, adale ağrısı, atalet vs. gibi birçok arazı yok eder. Umumiyetle karaciğer hastalıklarına da iyi geldiği belirlenen yoğurt çocuk beslenmesi için de çok elverişlidir 

Ayrıca tifüs, kolera, kanlı basur ve cilt hastalıkları yanında saç dökülmesini de önler ve sinir hastalıklarını yok ederek şişmanlığa mani olur. 

İnsanla yoğurt arasındaki bu çok ehemmiyetli alakayı kuran kim? Basit gibi görünen yoğurdun muhteviyatındaki, insanlara çok faydalı olan hususiyetler, bize bu işin boşuna olmayıp ve son derece plânlı bir şekilde Rahmeti Sonsuz bir Zât tarafından yapıldığını göstermiyor mu? Bu kadar kuvvetli alakanın kör tabiata ve sağır esbaba verilmesi mümkün mü?
Kaynak= Sizinti Dergisi



13 Ekim 2012 Cumartesi

Osmanli Saray Mutfagi

Topkapi sarayinin iasesini, Fatih Sultan Mehmet zamaninda kuruldugu tahmin edilen Matba-i Amire nezareti temin ediyordu. Matbah-i Amire mutfak emini idaresinde idi. Saray halkinin yemekleri mutfaklar ve helvahanede ( mutfakta yemekler helvahanede tatlilar, receller, hosaflar, serbetler, tursular, ve macunlar yapilirdi). 
    Saray, beslenmeyle sihhat arasinda yakin bir munasebeti esas alirdi. Tibbi Nebevi den alinan bilgiye gore, insan vucudunda; kan, balgam, safra ve sevda olmak uzere dort unsur bulunmaktadir. Bu unsurlarin dengede olmasi sihhate, dengenin bozulmasi hastaliga isaret eder. Bu yuzden sene boyunca bu unsurlarin dengede kalmasini saglayacak sekilde beslenmeye ihtiyac vardir. Denge bozuldugunda perhiz yapilmali ve ilac takviyesinde bulunulmalidir.Ayrica bu unsurlar her mevsimde degismektedir. Ilkbahar ve sonbaharda kan yapacak, yazin safrayi, kisin balgami ve yine sonbaharda sevdayi azalatacak gidalar tercih edilmelidir. Islam tibbinin bu inceliklerini bilen saray hekimleri ve mutfak personeli, saray halkina mevsimlere gore degisen ve unsur dengesini muhafaza edecek yemekler hazirlayacakti. 
Saray halki ( Sunneti-serifeye uygun olarak) gunde iki ogun yemek yerdi. Kusluk vaktinde sabah kahvaltisi, ikindin namazini mutakip aksam yemegi yenirdi. Yemekler alcak sofralarda, yerde oturarak yenirdi. Sofralar umumiyetle luksten uzak ve mutevazi olurdu. Yemek suresi uzun olmazdi. 
Kaynak; Fazilet Takvimi

8 Ekim 2012 Pazartesi

Kadayifli Muhallebi


Malzemeler:
Muhallebisi için: 1 litre süt, 4 yemek kasigi un, 1yemek kasigi nisasta, 1 su bardağı tozşeker, 1 paket vanilya, 1 paket krema ( 200ml),
Kadayıfı için: 250gr. kadayıf. 2 yemek kasigi tereyagi,1 su bardağı dovulmus fındık, 1/2 su bardağı tozşeker
Yapılışı: Kadayıfı buzlukta donduralim daha sonra cikarip iyice ufalayalim.Bir tavada tereyağımizi eritelim. Kadayıfları ilave ederek orta ateşte hafifce kavuralim. Tozşekeri ve dovulmus findigimizida ilave ederek pembelesene kadar kavuralim ve ocaktan alalim, sogumaya birakalim. Diger taraftan muhallebiyi pişirelim. Orta boy derin bir tencerede un, nisasta ve tozşekeri iyice karıştıralim ve yavas yavas sütu ilave ederek koyulaşana kadar karıştırarak orta ateşte pişirelim. Muhallebiyi ocaktan aldiktan sonra kremayi ve vanilyayi ekleyip 4-5 dakika mikserle çırpalim. Muhallebimiz soguduktan sonra dikdörtgen borcama dokelim. Kavrulmuş kadayıfıda uzerine doseyelim. Tatlimiz buzdolabinda da iyice soğuduktan sonra dilimleyerek servis yapın.Kadayifin kitirligini kaybetmemesi icin muhallebi sogukken uzerine kadayif doseyin ve ayni gun tatliyi tuketin. 

6 Ekim 2012 Cumartesi

Çiğ Börek

Malzemeler; 2 su bardagi un, 2 çorba kaşığı yoğurt,1 yumurta,1 su bardağı ılık su,1 çay kaşığı tuz,Kızartma için sıvıyağ

İç malzeme;250 gr koyun kıyması,1 soğan,3-4 dal maydanoz,1 çay bardağı su,Tuz, karabiber

Kızartmak için;Sıvıyağ Tuz Karabiber
Unumuzu genis bir kaseye alalim. Ortasını havuz gibi açıp yoğurt, yumurta, tuz ve suyu ilave edin. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur kivami elde edinceye kadar yoğuralim. Üzerine nemli bez örterek yarım saat dinlendirelim. 
Diger yandan ic malzememizi hazirlayabiliriz;Soğanı rendeleyelim, maydanozu yıkayıp ince ince dograyalim.  Kıymaya soğan, maydanoz, su, tuz ve karabiber ekleyip karıştırın. Hamurları yufkadan biraz kalın olacak şekilde açalim. Yarısına kıymalı karışım yayıp ikiye katlayalim. Kenarlarına parmak uçlarınızla bastırarak yapışmasını sağlayalim. Sıvıyağı tavada kızdırıp  böreklerimizi kızartalim. Sıcak servis yapalim.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Sutlu Irmik Tatlisi-Prenses Tatlisi

Malzemeler: 1 kg sut,1 su bardağı irmik,7 çorba kaşığı toz şeker,1 paket vanilya,1 çorba kaşığı margarin, Kakaolu petibor biskuvi
Uzeri için:Tarçın
Genis bir tencereye sutu, toz şekeri ve irmiği koyarak surekli karistirarak kaynatalim. Biraz koyulaşıp muhallebi kıvamına gelince vanilya margarin ve vanilyamizida ekleyip boza kıvamına gelinceye kadar karıştıralim. Boza kıvamına gelince suyla ıslatılmış kalibimiza yarisini dökelim. Petibor biskuvilerimizi sutle islatarak tatlimizin tepsiye doktugumuz karisimin ustune dokelim. Daha sonra karisimimizin diger yarisini dokelim. Uzerini tarcinla susleyelerek servis yapalim