Sayfalar

Unutmayin-Don't Forget

Yemek Resimlerini daha canli ve net izlemek isterseniz tam uzerlerine tiklayin. ( Please click on the pictures to see the bigger)
Tariflere yorum yapabilirsiniz, sizde tarif gonderebilirsiniz: semcayhan@gmail.com
Isminizle yayinlayabilirim ( You can make comments to recipes): semcayhan@gmail.com
Daha Onceki Kayitlar icin en sag taraftaki kategorilere bakmayi unutmayin ( Please see the categories ( at right side) to see the previous recipes
Uye ol kisminda sag alt ta ..uye olursaniz..guncellemeler size otomatik gelir ( If you will be member , all uptades will come automatically to you ( see the follow part: right side)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Helva Sohpetleri

Osmanli devletinde cesit cesit helvalar uretilirdi. Helvahanede meshur ve cok miktarda tuketilen zulbaya helvasi ile bas, zerd, kestane ve helva-i halkacini yapilirdi. Fatih doneminde devlet adamlarina ikram edildigi anlasilan helva cesitlerinden biriside me'mune helvasiydi. Diyarbakirda belirli agaclarin yapraklarindan yapilan kudret helvasi, Edirne de ise miskle karistirilmis helva yenirdi. Miskle karistirilmis seker Istanbulda satilirdi ve sadece boyle bir tatlinin yapiminda kullanilirdi. Bunlarin disinda Istanbulda balli, bademli ve susamli 3 cesidi bulunan ak helva ile frenk helvasi ve sabuni helva, pismaniye helvasi, sekerli levzine helvasi, halakcini helvasi, kahi helva, sekerli musfike helvasi, balli musfike helvasi, sekerli me' muniye uretimi yapilirdi. Turk geleneginde ozellikle kis geceleri helva sohpetleri adi verilen bazi toplantilar yapilmistir. Bu gelenek 18. yuzyilda Lale devrinde seckin kisilerin evlerinde ve saray dada ragbet bulmustur. Nevsehirli Damat Ibrahim Pasa zamaninda yapilanalri ise un kazanmistir. "Helva Sohpetleri" nin vazgecilmez helvalarida "Helvayi Hakani", helva-yi sabuni, helvayi leb-i dilber, helva-yi asude, tepsi helvasi, keten helvasi ve irmik helvasi olmustur. 
Kaynak: Posta Gazetesi 

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Nohutlu Pilav

Malzemeler:1 su bardağı pilavlik pirinç, 1 su bardağı haslanmis nohut, 1 tatlı kaşığı tereyaği, 1 su bardağı et suyu yoksa normal sıcak su ve 1 kup et bulyon, tuz, karabiber

Hazırlanışı: Oncelikle pirincimizi yarim saat kadartuzlu ve ilik suda bekletelim. Daha sonra iyice yıkayip suzelim . Pilavi yapacagimiz tencerede tereyagini iyice kizdiralim. Suzulmus pirinclerimizi ilave edelim ve iyice kavuralim. Daha sonra nohutları, sicak suyumuzu ekleyelim.Kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirelim. Suyunu cekince altini kapatalim ve pilavla tencere kapagi arasina nemini alsin diye bez ortelim. 

24 Ağustos 2012 Cuma

Neskafeli Puding



Malzemeler : 1 litre süt, 2 yemek kaşığı un, 2 yemek kaşığı mısır nişastası, 1 su bardağı pudra şekeri, 1 yemek kaşığı neskafe, 1 paket vanilya, 4 yemek kaşığı margarin, uzerini suslemek icin kirilmis findik. 
Yapılışı: Sütümuzu sekerle birlikte tencereye alalim. Unu, Kahveyi, mısır nişastasını ve vanilyayı bir kasede iyice karistiralim ve margarinle birlikte soguk sute ekleyelim. Daha sonra sutlu karisimimizi karistirarak kaynatalim. Puding kivamini alinca ( kaynamaya basladiktan 3-4 dakika sonra aliyor) ocaktan alalim ve kaselerimize yada bardaklarimiza paylastiralim. Uzerini findik yada cevizle susleyelim.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Sirke ve Mucizevi Kullanim Yerleri


Reader's Digest dergisi, sirkenin birbirinden farklı kullanım alanlarını ve faydalarını kısa kısa maddeler halinde açıkladı. İşte bunlardan bazıları:

Sirke Bilgisayar ve çevre birimleri temizler: Bilgisayarınız, yazıcınız, faks makineniz ve diğer ev ofis araçlarını tozdan uzak tutarsanız daha iyi çalışacaktır. Temizliğe başlamadan önce tüm ekipmanların kapalı olduğundan emin olun. Bir kaba eşit miktarlarda su ve sirke koyun. Temiz bir bezi bu karışımın içinde nemlendirin, asla sprey şişesi kullanmayın. Silmeye başlayın. Klavyenizin tuşları gibi dar yerleri silmek için ise elinizde birkaç pamuk tomarı bulundurun.

Bilgisayarınızın faresini temizler: Eski model toplu farenizi temizlemek için yarı yarıya sirke-su karışımı kullanın. Öncelikle, topu farenin altından çıkarın. Karışıma batırarak nemlendirdiğiniz bezi sıktıktan sonra topu temizleyin ve fare üzerindeki parmak izlerini ve kirleri çıkarmak için farenin kendisini de silin. Topun yuvasını temizlemek için bir parça nemlendirilmiş pamuk kullanın, topu yerine takmadan önce birkaç saat kurumasını bekleyin.

Duman kokusunu giderir: Eğer eti pişirirken yaktıysanız ya da evinizde ard arda sigara içiliyorsa, kokunun en yoğun olduğu yere, dörtte üçünü üzüm ya da elma sirkesiyle doldurduğunuz bir kase koyarak duman kokusunu giderebilirsiniz. Koku evinizin tümüne dağıldıysa farklı odalarda birkaç kase kullanabilirsiniz. Koku bir günden daha kısa sürede kaybolacaktır.

Sirke Küf lekesini yok eder: Küf lekelerini çıkarmak için sirkeye başvurun. Sirkeyi ilave havalandırma olmaksızın güvenle kullanabilir ve her yüzeye uygulayabilirsiniz. Sirkeyi banyonun demirbaş eşyalarında, fayanslarda, mobilyalarda, boyalı yüzeylerde, plastik perdelerde ve buna benzer birçok yüzeyde kullanabilirsiniz. Hafif lekeler için, sirkeyi eşit miktarda suyla seyreltin.

Krom ve paslanmaz çeliği temizler: Evinizdeki krom ve paslanmaz çeliği temizlemek için, sprey şişesine koyduğunuz seyreltilmiş sirkeyle ve yumuşak bir bezle parlatabilirsiniz.

Gümüşlerinizi parlatır: Gümüş bilezik, yüzük ve diğer takılarınızın yanında evdeki gümüş eşyalarınızın yeni gibi parlaması için yarım bardak sirke ve 2 yemek kaşığı karbonat karıştırdığınız suyun içinde 2-3 saat bekletin. Sonra soğuk suyun altında durulayın ve yumuşak bir bezle kurutun.

Tükenmez kalem lekelerini siler: Tükenmez kalem lekesi olan yere kumaş ya da sünger kullanarak biraz sirke bastırın. Leke çıkana kadar bu işlemi tekrarlayın.

Yapıştırıcıları, fiyat etiketlerini çıkarır: Çocuğunuzun mobilyanıza ya da duvarınıza yapıştırdığı etiketileri çıkarmak için, kenarlarına ve köşelerine biraz sirkeyi emdirin ve dikkatlice kredi kartı ya da plastik telefon kartıyla kazıyın. Cam, plastik gibi yüzeylerdeki fiyat etiketlerini çıkarmak için üzerine biraz daha fazla sirke dökün, birkaç dakika bekleyin ve temiz bir kumaşla çıkarın.

Makasınızı parlatır: Makasınız kirlendiğinde ve yapışkan olduğunda yıkamak için su kullanmayın. Bunun yerine makasınızın keskin kısmını sirkeye batırılmış bir bezle temizleyin ve sonra kurutun.

Sirke Kokan tuvaletinizi tazeler: Öncelikle banyonuzdaki eşyaları dışarı çıkarın, sonra duvarları, tavanı ve zemini, 4 litre suya karıştıracağınız 1 fincan sirke ve 1 fincan amonyak ve ¼ fincan karbonat ile yıkayın. Tuvaletin kapısını açık bırakın ve eşyalarınızı içeriye yerleştirmeden önce içerinin kurumasına izin verin.

Halılarınızı eski haline getirir: Eğer halılarınız eskimiş ve kirli görünüyorsa, eskisi gibi parlak ve canlı görünmeleri için 4 litre suyun için 1 fincan sirke kattığınız suya çalı süpürgeyi daldırın ve bununla halınızı süpürün. Halınızın ucundaki rengi atmış iplikler de ışıldayacak ve bu solüsyonu durulamanıza gerek yok.

Halıdaki lekeleri çıkarır: Halınızdaki lekeleri sirkeyle çıkarmak için,

Hafif lekeler için yarım fincan sirke içinde 2 çorba kaşığı tuzu eritin, bu suyla lekeli yeri ovalayın, kurumasını bekleyip, elektrik süpürgesiyle süpürün.

Daha büyük ve koyu lekeler için, karışıma 2 çorba kaşığı boraks ekleyin ve aynı şekilde temizleyin.

Daha inatçı ve halının içine işlemiş kir ve lekeler için, 1 yemek kaşığı sirke ile bir yemek kaşığı mısır nişastasından macun yapın ve kuru biz bez kullanarak lekenin içine iyice ovalayarak yedirin ve 2 gün bu şekilde bekleyin, sonra süpürün.

Leke çıkarıcı sprey hazırlamak için, şişeyi 5 ölçü su ve 1 ölçü sirkeyle doldurun. İkinci bir şişeyi de 1 ölçü köpüksüz amonyak ve 5 ölçü suyla doldurun. Lekeye bu karışımı yedirin. Birkaç dakika bekleyin sonra temiz, kuru bir bezle kurutun. Leke çıkana kadar bunu tekrar edin.

Mum lekesini yok eder: Romantik bir gecenin ışıltısı olan mumlar, ahşap mobilyalarınızda genellikle leke bırakır. Bu lekeyi çıkarırken, lekeyi yumuşatmak için fön makinesini en sıcak ayarına getirin ve kağıt havluyla kurutabildiğiniz kadar kurutun. Sonra, eşit miktardaki su-sirke karışımına batırılmış kumaş ile ovalayın. Yumuşak ve emici bir bezle kurulayın.

Sirke Mobilyalardaki su lekesini çıkarır: Ahşap mobilyalar üzerine bırakılan ıslak bardakların bıraktığı beyaz halkaları çıkarmak için eşit oranda sirke, zeytinyağını karıştırın ve bu karışımı yumuşak bir bezle lekeye uygulayın. Parlatmak için ise başka temiz ve yumuşak bez kullanın.

Mutfakta ve yemek pişirirken

Buzdolabınızı temizler: Kapının sızdırmaz contası ve sebze-meyve gözleri de dahil buzdolabınızın içini ve dışını temizlemek için eşit miktarlarda su ve sirkeyi karıştırın. Küf oluşumunu önlemek için, iç kapıları ve içteki gözleri bez üzerine sirke dökerek silin. Ayrıca, buzdolabınızın üzerinde birikmiş toz ve kirleri silmek için seyreltilmiş sirke kullanabilirsiniz.

Mikrodalga fırınınızı buharla temizler: İçi ¼ fincan sirke ve 1 fincan suyla dolu cam kaseyi fırının içine yerleştirin ve en yüksek ısıda 5 dakika bekleyin. Kase soğuduğunda, bir kumaş ya da süngeri bu sıvıya batırın ve iç yüzeydeki lekeleri temizleyin.

Kesme tahtasını mikroplardan temizler: Her kullanımdan sonra, tahtaları doğrudan sirkeyle silip temizleyebilirsiniz. Sirkenin içindeki asetik asit, E.coli, Salmonella, and Staphylococcus gibi zararlı mikroplara karşı iyi bir dezenfektandır. Asla su ve bulaşık deterjanı kullanmayın. Çünkü, bu tahtanın liflerini zayıflatır.

Bulaşık makinenizi yıkayabilirsiniz: Bulaşık makinenizin performansını yüksek düzeyde tutmak ve sabun tabakası oluşumunu yok etmek için, ünitenin altına seyreltilmiş 1 fincan sirke dökün ya da üstteki rafa bir kasenin içine sirke koyun. Sonra bulaşık makinenizi bulaşık ya da detarjan koymadan tam devir çalıştırın. Özellikle suyunuz sertse, bunu ayda bir tekrarlayın. Ancak, bu işlemi uygulamadan önce bulaşık makinenizin kullanım klavuzuna bir göz atın.

Sirke Porselen, kristal ve çam eşyalarınızı temizler: Cam eşyalarınızı parlatmak için durulama suyuna sirke ekleyebilirsiniz. Cam eşyalarınızı her gün parlaması için, bulaşık makinenizin durulama devrine ¼ fincan sirke ekleyin.

Kristal eşyalarınızı parlatmak için bulaşık makinenizi durulama suyuna 2 yemek kaşığı sirke ekleyin. Sonra, bunları 3 ölçü su ve 1 ölçü sirke ile hazırladığınız su ile durulayın ve açık havada kurutun.

Fincanlardan çay, kahve lekelerini çıkarır: Bunun için, eşit miktarda sirke ve tuzla ovalamayı deneyin, sonra bunları ılık suyun altında durulayın.

Su ısıtıcınızı (kettle) temizlemek için: Makinenizde biriken kireç ve mineral kalıntılarını temizlemek için, 3 fincan sirkeyi 5 dakika süreyle iyice kaynatın ve sirkeyi gece boyunca içinde bırakın. Ertesi gün soğuk suyla durulayın.

Kızartma sonrası temizlik yapar: Kızartma işini bitirdiğinizde ocağın üstüne, duvarlara sıçrayan yağ damlacıklarını temizlemek için, bunları seyreltilmiş sirkeye batırılmış sünger ile silebilirsiniz. Durulamak için soğuk suyla ıslatılmış başka bir sünger kullanın, sonra da yumuşak bir bezle kurutun.

Kızartma tavanızı korur: Kızartma tavanızda 10 dakika boyunca 2 fincan sirke kaynatmak, birkaç ay boyunca yiyeceklerinizin yapışmasını önler.

Mutfağınızın havasını temizler: Mutfağınıza dün pişirdiğiniz yemeğin kokusu sindiyse, 1 fincan suya yarım fincan sirke karıştırın. Ve karışım buharlaşana kadar kaynatın.

Yumurtanızı daha iyi haşlamanıza yardım eder: Yumurta haşladığınız suya litre başına 2 yemek kaşığı sirke ekleyerek, yumurtanızın çatlamasını önleyebilir ve kabuğunun daha kolay soyulmasını sağlayabilirsiniz.

Sebze ve meyvelerinizi temizler: Meyve ve sebzelerinizi yemeden önce, gizli kirleri, tarım ilaçlarını ve hatta küçük böcekleri yok etmek için, 4 litre soğuk suyun içine 4 yemek kaşığı elma sirkesi koyun, sebze ve meyvelerinizi bunun içinde durulayın.

Elinizdeki kokuları çıkarır: Yemek hazırladıktan sonra ellerinize sinen soğan, sarımsak ve balık kokusunu çıkarmak çok zordur. Sebzelerinizi dilimlemeden ya da balıkları temizlemeden önce biraz saf sirkeyle ellerinizi ovalamanız işe yarayacaktır.

Nefesinizi tazeler: Soğanlı ya da sarımsaklı bir yemekten sonra nefesinizin kısa sürede güzel kokmasının ve tazelenmesinin yolu, bir bardak ılık suyun içine 2 yemek kaşığı elma sirkesi ve 1 çay kaşığı tuzu eritip bununla ağzınızı durulamaktır.

Boğaz ağrısını hafifletir: 3 şekilde boğaz ağrısına iyi gelir;

Boğazınız öksürükten dolayı tahriş olduysa ya da konuşmaktan ve şarkı söylemekten dolayı ağrıyorsa, bir bardak ılık suda 1 yemek kaşığı elma sirkesiyle 1 çay kaşığı tuzu eritin ve bununla günde birkaç kez gargara yapın.

Boğazınız grip ya da soğuk algınlığından dolayı ağrıyorsa, bir ¼ elma sirkesi ile ¼ balı karıştırın ve 4 saatte bir, 1 yemek kaşığı yutun.

Öksürük ve boğaz ağrısını hafifletmek için, yarım fincan sirke, yarım fincan su, 4 çay kaşığı bal ile 1 çay kaşığı acı sosu karıştırın. Günde 4-5 kez, 1 yemek kaşığı için. Birini özellikle yatmadan önce için. 1 yaşın altındaki bebeklerinize bal vermemeniz gerektiğini unutmayın.

Kaynak: zaman.com.tr

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Cikolata ve Tarihcesi

Endorfin kaynagi, goruntu kaynagi, haz kaynagi , mutluluk kaaynagi Cikolata..Yegenimin Coko su.Iste Tarihcesi

Çikolata kelimesi Aztek dilinde; kakao çekirdeklerinin gürültülü bir şekilde havanda dövülmesinden dolayı, "gürültü" anlamına gelen "choco" ve "su" anlamına gelen "atle" kelimelerinden türemiştir. İspanyollar’ın Amerika’yı keşfetmeleriyle birlikte kıtadaki mevcut kitapları yakmaları nedeniyle kesin bilgiler olmasa da; çikolatanın tarihinin İ.Ö. 1500 yılına kadar gittiği sanılmaktadır. Eski Amerika uygarlıklarından Mayalar’dan önce Olmecler’in kakao ağaçlarından yararlandıkları bilinmektedir. Zaten "kakao" kelimesi de Olmec dilinden gelmektedir.

Kakao ağacına verilen önem Mayalar ile birlikte doruğa çıkmıştır. Mayalar kakaoya ilahi bir anlam yüklemiştir. Bu ürünün kendilerine tanrılar tarafından verilmiş bir ödül olduğunu düşünmektedirler. Zaten kakao ağacının bilimsel ismi "Theobroma Cacao" da "Tanrıların Yiyeceği" anlamına gelmektedir.
Bugün insanların en sevdiği besin maddelerinden birisi olan ve yenildiği zaman insanda oluşturduğu mutluluk hormonu nedeniyle uzmanlar tarafından tavsiye edilen çikolatanın tarihi 1500′lü yıllara kadar uzanıyor.
İlk olarak 1528 yılında Don Cortez isimli İspanyol bir denizci tarafından keşfedilen ve ticari bir içecek haline getirilen çikolata, 1606 yılında İtalya’ya, 1615 yılında Fransa’ya, 1657 yılında ise İngiltere’ye yayıldı. Tarihçilere göre 1700′lü yılların başında sadece Londra’da 2 bin çikolata imalathanesi bulunuyordu ve kakaonun içine sütte ilave ediliyordu. İtalya’da sütlü kakao özellikle din adamları arasında yaygınlaşırken, Papa 14. Clement’in ölümüne neden olan zehrin Papa’nın severek içtiği sütlü çikolatasının içine atıldığı sanılıyor.

Yiyecek olarak çikolata ise ilk kez 19. yüzyılın ortalarında İngiltere ve İsviçre’de görülmeye başlandı. 1828 yılında Van Houten adlı Hollandalı bir usta kakao çekirdeklerini presleyerek elde ettiği yağdan bazı maddeleri çıkardı ve bu ürünü değirmenden geçirerek kimyasal bir işleme tabi tuttu ve bu yolla kakao tozu elde etti. İlk çikolata ise 1876 yılında İngiltere’de imal edildi. İsviçreli Daniel Peter ise sütteki fazla suyu çıkarıp çikolatayla karıştırarak sütlü çikolatayı imal etti.

Temelde kakao, kakao yağı, şeker, lesitin ve vanilinden oluşan çikolata bitter, sütlü ve beyaz olmak üzere üçe ayrılıyor. Temel karışımdan "bitter" adı verilen tadı biraz acı çikolata çıkar. Bu karışımın içine süt tozu ilave edilirse sütlü çikolata, kakao çıkarılıp içine daha fazla süttozu eklenirse fildişi renginden dolayı beyaz çikolata elde edilir. Çikolatanın rengi içindeki kakao kütlesine bağlı olduğundan, kullanılan kakaonun oranı ve cinsi değiştikçe rengi ve tadı da değişir. Ustalara göre, iyi bir çikolata oda sıcaklığında sertliğini korumalı, ağızda ise erimelidir. Eriyen çikolata ağızda tanecikler ya da madeni bir tat bırakmamalıdır.

Değerli Çekirdekler
Çikolata, Aztekler zamanında çok popüler olmuş ve toplumun elit kesiminin içtiği bir içecek haline gelmiştir. Avrupalıların çikolata ile tanışması ise Kristof Kolomb’un keşif çalışmaları sırasında olmuştur. Kolomb’un, ele geçirdiği ticaret gemilerinde para yerine kullanılan kakao çekirdeklerinin önemini anlamasıyla Avrupalılar da bu büyülü bitkinin değerinin farkına varmıştır.
Kolomb’un İspanya Kralı Ferdinand’a sunmak üzere yanına aldığı bu çekirdekleri kralın huzuruna çıkartan kişi 1521 yılında Hernando Cortes olmuştur. Kolomb’un hayatın birçok alanında yaşadığı şanssızlıkları bu noktada da yaşadığını ve ölmeden önce çikolatanın tadına bakamadığını da belirtelim.
23 yıl sonra Dominikli rahiplerin kıtadan Kral Philip’e getirdikleri hediyeler arasında içilmeye hazır çikolata da vardı ve böylece yaşlı kıta çikolatayla tanışmış oldu.
"Yenen Çikolata" 1847′de
1730′larda makinelerin kullanıma başlanmasıyla seri üretime geçilmiş ve çikolata pahalı bir besin olmaktan çıkmıştır. 1828′de Hollandalı kimyager Conrad J. Van Houten, kakao presini (Dutch Process) icat ederek kakao yağını özünden (liköründen) ayrıştırmayı başarmıştır. Van Houten böylelikle modern çikolatanın şeklini almasına büyük katkıda bulunmuştur. Yenmesi için imal edilen ilk çikolata ise 1847′de Joseph Fry isimli bir İngiliz tarafından üretilmiştir.
1875′te İsviçreli Daniel Peter sekiz yıllık bir çabanın ardından çikolatanın özüne yoğunlaştırılmış süt katmanın yolunu bularak bugünkü sütlü çikolataya babalık etmiştir.
Kaynak: Uye oldugum mail grubuna geldi

16 Ağustos 2012 Perşembe

Kandil Simidi

Kandillerin vazgecilmez lezzeti, hatta kandillerin gorsel simgesi.

Malzemeler: 250 gram oda sıcaklığında bekletilmiş margarin , 3 çorba kaşığı yoğurt ,1 kahve fincanı sıvıyağ ,3 tatlı kaşığı tozşeker ,1 tatlı kaşığı mahlep ,1 çay kaşığı tuz , Aldığı kadar un ( 2,5-3 su bardagi kadar) ,1 çay kaşığı kabartma tozu. 
Üzeri için: 2 yumurta aki ,Çörekotu, susam

Yapilis: Margarini derin bir kaba alın. Yoğurt, sıvıyağ, tozşeker, mahlep ve tuzu ilave edip karıştırın. Un ve kabartma tozu ekleyip, yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğuralim. Hazırladığımız hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparalim ve simit şekli verelim. Simitleri yumurta akına bulayalim ve uzerine corek otu serpelim. Simitlerimizi hafifce yağlanmış fırın tepsisine dizelim. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişirin. Fırında 10 dakika beklettikten sonra servis yapın.

Mevlana Camii ve Turbesi-Konya

Selçuk mimarisinin ve 'türk çadiri' türünün en güzel örneklerinden biri de Konya'daki Mevlana Türbesi'dir. Mimar Tebrizli Bedretten tarafindan 1274 yilinda yapilan bu türbenin kubbesi 16 dilimden olusan bir huni seklindedir. Içi disi çini döseli, duvarlari çok degerli yazilarla süslüdür.

Türbe Selçuklular devrinde yapildi, 16 dilimli yivli külahi Karamanogullari zamaninda eklendi. Daha sonra Osmanlilar türbeyi bir mescit, semahane ve sadirvanla zenginlestirdiler. Cumhuriyet devrinde türbe onarildi ve etrafi açildi. Her devirde ihtimam gördü. Çünkü burada büyük Türk mutasavvifi ve sairi Mevlana Celaleddin Rumi yatiyor.

Aslinda onun asil yeri ariflerin gönülleridir. Bir beyitinde söyle diyor:
Ölümümüzden sonra mezarimizi yerde arama
Ariflerin gönüllerindedir mezarimiz bizim 
Yedi asirdan fazla bir zamandan beri gönüllerde yasayan, eserleri hemen hemen bütün dillere tercüme edilen Mavlana'nin türbesi, Anadolu'nun silinmez tapu senetlerinden biridir.
Türbenin harika anitlarimizdan biri olusu yalniz mimari özelliginden ileri gelmiyor. Bir müze haline getirilen bu yerde Selçuk sanatinin hali, kilim, kumas örnekleri: mavlevi sanatinin çok degerli eserleri, neyler, kudümler sergilenir. Türbedeki ceviz sanduka Selçuk oymaciliginin bir saheseridir. Bu sandukanin bas tarafinin yüksekligi 2,65, ayak tarafinin yüksekligi 2,13, uzunlugu da 2,91 metredir.

İslim Kebabı

Yapilisi cok zor olamayan, misafirleriniz icin cok havali bir yemek. Tadida cok leziz. Icine kofte yerine parca et, kusbasi etde koyabilirsiniz. Patlican ve etin muhtesem birligini cok sik bir sunumla sunan islim kebabimiz. 
Malzemeler: 5 adet irice dogranmis çarliston biber, 1,5 kilogram ince uzun patlıcan, 3-4 adet küçük domates
Köfte İçin: 1/2 kg kıyma,1 adet ince ince dogranmis kuru soğan, 1 adet yumurta, 2 dilim iyice ufalanmis ekmek içi, 2-3 dis ince ince dogranmis sarımsak, nane, karabiber
Yapilis: Patlicanlarimizi once alacali soyalim ve bir saat kadar tuzlu suda islatalim. Patlicanlarimiz acisini birakirken koftelerimizi hazirlayabiliriz. Kofte malzemelerimizi genis bir kaseye alalim ve iyice yogurduktan sonra ceviz buyuklugunde parcalar alarak yuvarlayalim ve yagladigimiz firin tepsimize yada borcama dizelim. Koftelerimizi pisirelim. Köfteler fırında pişerken tuzlu sudan cikarip yikadigimiz patlicanlarimizi boylamasina cok ince veya cok kalin olmayacak sekilde yani orta kalinlikta dograyalim ve orta ateste hafif pembelesinceye kadar kızartalim. Bir kaseye iki patlican dilimini caprazlamasina yerlestirelim ( 2 adet patlıcan dilimi + işareti şekilde yerleştirilecek) kofteyi patlican dilimlerinin ( + nin gobegine) ortasina alalim ve patlican seritlerini birbiri uzerine durelim. ve bir tepsiye ters cevirelim.Uzerine bir dilim domates ve biber koyup kurdan batiralim ve hafifce yagladigimiz firin tepsisine dizelim. Bu islemi koftelerimiz bitene kadar tekrarlayalim. Koftelerimiz bitince hepsini 200C’de ısıda pişirin.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Oruca Ozel Mucizevi Tarif

Oruc ta yediğiniz içtiğiniz birbirine karışabilir. İşte Metabolik dengeyi sağlayan mucizevi tarif..

Diyetisyen Selahattin Dönmez, metabolik denge sıvısı tarifi verdi. Bu tarifi de bulan kendisi. Üstelik 7 yıldır uyguluyor ve çevresine de öneriyor.

Dönmez bu tarifi NTV'de yayınlanan "Haber merkezi Haftasonu" programında anlattı.

Dönmez ayrıca iftarda ve sahurda beslenme tüyoları verdi.. Sağlıklı beslenme adına önemli bilgiler aktardı.
Normal zamanda 4 öğünden iki öğüne düşüldüğüne dikkat çeken Dönmez, Sağlıklı beslenme için yapılacak püf noktaları şöyle sıraladı:
Sebze tüketeceklerini, ette beyaz eti tercih edeceklerini, az tuz tüketeceklerini zaten herkes biliyor. Ne yediğiniz ne miktarda tükettiğiniz önemli..

Susuzluğu Neler Giderir?
Susuzluğu gidermek için birincil kural iftardan sahura kadar açık limonlu çay içmektir. Limonlu olmasının temel nedeni iftarla sahur arasında yediğiniz yemeklerin içindeki kalsiyum, çinko, demir gibi minerallerin emiliminin azalmasını engellemek içindir.

İkinci susuzluğu giderebilecek besin tabii ki su.. İftarda arada ve ikinci arada ve sahurda tüketmek lazım. Sahurda iki bardak suyun gün içindeki susuzluğu giderdiğini biliyorum. İftarda bir bardak su ve aralarda birer bardak su içmek lazım.

İşte Metabolik Dengeyi Sağlayan Sıvının Tarifi
İçerisindeki özel bileşenlerin vücuttaki yemekle birlikte alınan kalorinin daha az alınmasını sağladığını ifade eden Dönmez, vücudun yağ yakma mekanizmasını açığa çıkardığını söyledi. İşte o tarif:
Üç litre suya iki orta boy elmayı (yeşil elma) 4 eşit parçaya dilimleyerek koyuluyor. Limonu kabuklarıyla 4 eşit parçaya bölüp koyuyoruz.
Bir tatlı kaşığı tane karabiber, bir tatlı kaşığı tane karanfil, bir dal veya rulo kuru tarçın koyuyoruz.
Yaklaşık 15-20 dakika kaynattıktan sonra süzdüğümüzde inanılmaz derece rahatlatıyor.
İftardan ve sahurdan sonra birer su bardağı tüketmekle vücudunuzda çok güzel metabolik denge sağlar.

İftarda Düzen Nasıl Olmalı?
İftarda düzen şöyle olmalı: İftar birinci ve ikinci ara öğünü, sonra da sahur.. Dört öğün şart.

İftar öğünü, iftardan 1.5 saat sonra ara öğün olmalı (meyve de olabilir) sonra 1.5 saat sonra yine bir ara öğün yapmalı. (çeşitli ve az porsiyonlu besinler)
Sahursuz oruç tutanlar kan kolestrol düzeyleri kan yağları yükseliyor, iyi huylu kolestrol düşüyor. Sahur mutlaka yapılmalı.

İftar Ve Sahurda Neler Yemeli?
İftarda su bardağı su hurma ve açık çay tüketmeli. Taneli çorba içmeli. Sonra küçük tabak kurubaklagil yemeği. Et sote kuşbaşılarla olabilir. Veya bir tabak sebze yemeği olabilir. Yanına kase yoğurt. Kiloları iyi ise iki avuç içi büyüklüğünde pide tüketebilir.
Aralarda meyve yada süt. Yada iki ara ögün yapmazlarsa bir porsiyon sütlü tatlı güllaç olabilir.
Sahurda mutlaka çorba olmalı. Sizi gün boyu tok tutacak. Yanına peynirli gözleme veya tost. Veya iki yumurtayla yapılmış omlet olabilir. Yulaflı çavdarlı tam taneli ekmek olarak tüketilmeli.

Portakalli Cheesecake

Super bir tatli, hem cok hafif hemde icerigi itibariyle kucuklerede uygun. Misafirleriniz icinde havali bir tatli. 

Taban Malzemeleri: 1 paket yulaflı bisküvi, 1/2 paket pötibör bisküvi, 1.5 yemek kasigi tereyağı
Dolgu Malzemeleri: 450 gr labne peyniri, 1 su bardağı toz şeker, 1 paket vanilya, 2 yemek kaşığı un, 3 yumurta, 1 kucuk kutu ( 200 ml) krema yoksa 1 çay bardağı yogurt. 
Üzeri için: 2 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu, 1 su bardağı su, 1 yemek kaşığı toz şeker, 3 yemek kaşığı nişasta 
Yapilis: Kek tabani icin biskuvilerimizi robotta un haline getirelim. Tereyagimizi eritelim ve biraz ilitalim daha sonra ezilmis biskuvilere ekleyerek iyice karistiralim. Hamuru kelepçeli kek kalıbımizin tabanına bastırarak yayalim. Buzlukta 15-20 dakika bekletelim. Diger yandan yumurta sarilarimizi aklarindan ayiralim ve sarilari mikserle kopurene kadar cirpalim. Labne peynirimizi, şeker ve kremayida yumurtalara ekleyip 3-4 dakika daha cirpalim. Baska bir kasede yumurta aklarimizi mikserle iyice cirpalim, un ve vanilyayida ekleyerek bir kac dakika daha cirpalim. Bu karisimi peynirli karisima ilave ederek hepsini birlikte bir kac dakika daha cirpalim. Peynirli karismimizi buzlukta beklettigimiz biskuvilerin uzerine dokelim. Onceden isittigimiz 170 derece firinda 30-35 dakika pisirelim. Cheesecakemizi firindan aldiktan sonra biraz sogutalim. Bir yandan uzeri icin olan malzemelerimizi yani portakal suyu, su, şeker ve nişastayı karıştırıp orta ateşte katılaşıncaya kadar pişirelim. Soguttuktan sonra cheesecakein uzerine dokerek buzdolabinda bekletelim. Isterseniz uzerini erimis cikolata ile susleyebilirsiniz.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Haşhaşlı Çörek

Cay sohpetlerinde, kahvaltida nereye isterseniz oraya cok yakisiyor. Tadi harika ustelik agizda dagiliyor. Tarifi oktay ustadan ..Cocuklar bile bayildi. Isterseniz ic harcina dovulmus cevizde atabilirsiniz. 
Malzemeler: 3 su bardağı un, 1 çay kaşığı tuz, 2 çorba kaşığı sıvıyağ, Alabildiği kadar su
İç harcı için:  1 su bardağı haşhaş,Yarım su bardağı mısırözü yağı
Üzeri için 1 yumurta
Yapilisi: Unumuzu genis bir kaseye alalim, tuzu, alabildigi kadar suyu ve 2 corba kasigi siviyagimizi ekleyelim ve hamuru iyice yoguralim. Daha sonra hamuru tepsi buyuklugunde acalim ve üzerine mısırözü yağı ile yumuşatılmış haşhaşı sürelim. İyice her yere yaydıktan sonra elimizle olabildiğince esnetelim. Hamura istediginiz sekli verebilirsiniz. Kimisi dolama yapiyor, kimisi rulo seklinde , kimisi kol boregi seklinde....Bizimkininkide resimdeki gibi oldu. Hamuru ortadan ayirarak iki rulo yaptim. Daha sonra hafif yaglanmis tepsiye yerlestirdim. Elimle rasgele yani hafif yuvarlak kareler gibi sekil verdim. Üzerine yumurta sarısı sürüp, 170 derecelik fırında kızarana kadar pişirdim. 

10 Ağustos 2012 Cuma

Su ve Mukemmellik

Güneş Sistemi'ndeki diğer 63 gök cisminden hiç birinde yaşamın temel şartı olan suyun bulunmadığını biliyor muydunuz? Oysa yeryüzünün büyük bölümü sularla kaplıdır. 

Okyanuslar ve denizler Dünya yüzeyinin toplam dörtte üçünü meydana getirir. Öte yandan karalarda da sayısız göl ve nehir vardır. Yüksek dağların zirvelerini kaplayan kar ise suyun donmuş halidir. Dünya'daki suyun önemli bir bölümü de gökyüzündedir;bulutların her birinde binlerce, bazen milyonlarca ton su bulunur. 

Bu suların bir kısmı da zaman zaman damlalar halinde yere iner, yani yağmur olur. Şu an solumakta olduğunuz havanın içinde de mutlaka belirli miktarda su buharı vardır. Yağmurlar, denizler, nehirler, akarsular, okyanuslar, musluğuaçtığınızda akan içilebilir su. 

İnsanlar suyun varlığına o kadar alışıktırlar ki yeryüzünün büyük bölümünün sularla kaplı olmasının önemini belki de hiç düşünmezler. Oysa su uzayda gerçekten de çok nadir rastlanan bir bileşimdir. Bu nedenle bilinen bütün gök cisimlerinin içinde yalnızca Dünya'da suyun bulunuyor olması, üstelik de bu suların içilebilir nitelikte olması son derece önemli bir konudur.


Susuz bir hayatın var olabilmesi mümkün değildir. Su, Allah'ın hayatın temeli olması için özel olarak var ettiği, her türlü fiziksel ve kimyasal özelliği ile hayat için yarattığı bir maddedir.Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı su sayesinde hayatlarını sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun varlığı sayesinde devamlılığını korur.


Suyun Şaşırtıcı Özellikleri

Suyun özellikle ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz: Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. 

Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+ 4°C'ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında "normal" fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.
Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı.

Yağmur damlalarının şekli de özel bir tasarım ürünüdür.
Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir. Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu, "gizli ısı" olarak bilinen kavramdır. Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun "termal kapasitesi", yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı, bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir. Suyun gizli ısısının ve termal kapasitesinin diğer sıvılara göre çok yüksek olması da denizlerin karalara göre daha geç ısınıp daha geç soğumalarını sağlar. 

Bu nedenle Dünya'da kara üzerindeki ısı farklılıkları en sıcak yer ile en soğuk yer arasında 140°C'ye kadar çıkarken, denizlerin ısı farklılığı en fazla 15-20°C arasında değişir. Aynı durum gece-gündüz arasındaki ısı farkında da yaşanır. Karada gece ile gündüz arasındaki fark kurak ortamlarda 20-30°C'ye kadar çıkarken, denizlerde en fazla birkaç derecelik bir ısı farkı olur. 

Sırf denizler değil, atmosferdeki su buharı da çok büyük bir denge sağlamaktadır. Gece-gündüz arasındaki ısı farkının, su buharının çok az bulunduğu çöllerde çok fazla, deniz iklimi yaşayan yerlerde ise çok daha az olması, bunun bir sonucudur.
Bundan başka suyun termal iletkenliği, yani ısıyı iletebilme yeteneği de bilinen diğer herhangi bir sıvıdan en az dört kat daha yüksektir. Buzun ve karın termal iletkenlikleri ise düşüktür. Suyun bu özelliği de çok önemli bir işlev görmektedir. Buz, havadaki soğuğu, altındaki su tabakasına çok az iletir. Böylece dışarıdaki hava -50°C'yi bulsa bile, denizin üstündeki buz tabakası 1-2 metreyi geçmez. Foklar,penguenler ve diğer kutup hayvanları, bu sayede denizin üstündeki buzu delip alttaki suya ulaşabilirler.
Suyun bu kendine özgü termal özellikleri sayesinde, kış ile yaz ya da gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı daima insanların ve diğer canlıların dayanabileceği bir sınırda kalmaktadır. Dünya üzerindeki su miktarı karalara oranla daha az olmuş olsaydı, gece ile gündüz sıcaklıkları arasındaki fark çok artacak, karaların büyük kısmı çöle dönecek ve yaşam imkansızlaşacak ya da en azından çok zorlaşacaktı.

Okyanusların varlığını düşünelim. Okyanuslar güneş ışınlarını karadan daha az yansıtır, böylece karalardan daha fazla güneş enerjisi alır, ama bu ısıyı kendi içinde karalara göre daha dengeli biçimde dağıtır. Bu sayede okyanuslar daha sıcak olan ekvator bölgelerini serinleterek aşırı sıcak olmalarını, kutup bölgelerinin soğuk sularını da ısıtarak aşırı soğuk olmalarını ve bunun sonucunda da tamamen donmalarını engeller. Eğer böyle olmasa ne olurdu?

Su "Normal" Davransaydı Ne Olurdu?
Su "normal" davransaydı, tüm diğer sıvılar gibi onun da ısı kaybına paralel olarak yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı ne olurdu? Bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alltan başlayan donma, yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece Dünya'daki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. 

Denizlerin yüzeyinde sadece birkaç metrelik bir su tabakası kalacak ve hava sıcaklığı artsa bile, dipteki buz asla çözülmeyecekti. Böyle bir Dünya'nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su "normal" davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.


Suyun neden "normal" davranmadığı, yani 4°C'ye kadar büzüştükten sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin cevaplayamadığı bir sorudur.

Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun özellikleri, bu sıvının insan yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu göstermektedir. Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin olmaması, bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki bir tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır. Tüm canlılar için büyük bir nimet olarak suyu yaratan Allah'tır. Allah Vakıa Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:

Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttanindiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Düğün Corbası


Malzemeler: 1/2 kilogram koyun gerdanı, 2 kahve fincanı un, 5 su bardağı su, Tuz, 100 gram margarin, 1 adet ince dogranmis küçük soğan,
Terbiyesi için; 1/2 su bardağı süt, 2 adet yumurta sarısı, 1/2 adet limonun suyu
Yapilis: Gerdani iyice yikayalim ve soganla pisinceye kadar su ekleyerek kaynatalim. Soguduktan sonra etimizi bir kaseye ayiklayalim. Diger yandan margarinimizi eritelim ve unla kavuralim. Kaynamış et suyumuzdan 4-5 bardak ilave ederek , hafif karıştırarak kaynatalim. Ayrı bir kapta yumurta sarısı, limon suyu ve sütu iyice çırpalim. Çorbadaki et suyundan da ilave edilerek yavaş yavaş çorbaya ekleyelim. Ayıklanan etleride koyduktan sonra 5-6 dakika kaynatalim. Çorbamiz pismistir. Afiyet olsun.

7 Ağustos 2012 Salı

Anne Patatesi

Patateslerimizi soyalim ve iyice yikayalim. Yuvarlak uvarlak ( resimdeki gibi) dograyalim ve tuzlayalim. Kizgin yagda kizartalim, kizaranlari pecete uzerine alarak fazla yagi emdirelim. 
Afiyet olsun

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Günlük Hayatta Yediğimiz Gıdalarla İlgili Hatalar

Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. İşte o hatalar...

Birçok insan, sağlıklı yaşamak için yemek seçimlerine özen gösterir. Çocuklar için seçilen yemeklerin protein ve mineral açısından zengin olmasına dikkat edilir. Bu titiz davranışlar içinde doğru bildiğimiz yanlışları yapmaktan da geri kalmayız.

Hastalandıklarında çeşit çeşit karışımlar hazırlanır ki çabuk ayağa kalkabilsinler. Aynı şekilde eşler birbirine, öğrenciler ev arkadaşlarına hastalandıklarında iyi bakabilmek için ellinden geleni yapar. Ancak sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz yiyecek ve içecekler bazen yanlış beslenmemize neden olabiliyor. Üstelik doğru bildiğimiz bu yanlışlar yalnız hastalık durumlarında yapılmıyor. Günlük hayatta sıklıkla yediğimiz gıdalarla ilgili yapılan birçok hata var. Et yemeklerinin yanında ayran içmek, yemek arasında su içmemek, balı sıcak su veya sütle karıştırmak bunlardan yalnızca birkaçı. Bu yanlışların neler olduğunu öğrenmek isterseniz uzman diyetisyenler Turgay Köse, Dilara Koçak ve bilim doktoru Haluk Saçaklı'nın tavsiyelerini okuyun.

Balık yanında yoğurt yememek: Bilinenin aksine balık tazeyse yoğurtla birlikte yenilmesinde sakınca yok. Zehirlenmenin sebebi yoğurt değil, balığın içinde bulunan 'histamin' proteini. Bu madde yoğurtta da olduğundan, birlikte yenildiğinde vücuttaki 'histamin' miktarı artabiliyor ve alerjik durumu olan kişilerde kızarıklığa ya da kaşıntıya neden olabiliyor. Balığınızın tazeliğine güveniyorsanız, yoğurtla birlikte tüketmenizin hiçbir sakıncası yok.

Pekmeze yoğurt veya süt eklemek: Genellikle anneler faydalı olduğunu düşündüğü için çocuklarına yedirdikleri pekmeze yoğurt veya süt katar ya da tam tersi süte pekmez ekler. Hâlbuki sütün içinde bulunan kalsiyum, pekmezde bulunan demirin emilimini azaltıyor. Demir, C vitamini ile birlikte tüketildiğinde emilim artıyor ve C vitamini demirin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlıyor. Bu sebeple pekmez, süt yerine portakal suyu ile karıştırılırsa çok daha faydalı olacaktır.

Et yemekleri yanında ayran içmek: Et yemeklerinin yanında ayran içmek vazgeçilmez geleneklerimizdendir. Fakat yukarıda anlattığımız nedenden dolayı et ve ayranı ya da yoğurdu bir arada tüketmemek gerekiyor. Etteki demirin emilimini, ayrandaki kalsiyum azaltıyor. Eğer et yemeklerini de C vitamini ile birlikte yerseniz emilim artacaktır. Mesela et yemeğinin yanına, içinde maydanoz ve biber olan bol limonlu bir salata hazırlayabilirsiniz. Böylece C vitamini açısından zengin olan maydanoz, biber ve limon sayesinde etteki demirden maksimum fayda sağlarsınız.

Ispanağı yoğurtla birlikte yemek: Ispanakta da demir vitamini olduğundan yoğurtla yememeniz gerekenlerden. Sadece ıspanağı değil, içinde demir olan yiyecekleri kalsiyumla tüketmeyin.

Yemek yanında su içmemek: Birçoğumuz yemek yerken su içmenin kilo aldıracağını düşünürüz. Ne kadar susasak da su içmeyi yemekten 1-2 saat sonrasına saklarız veya yemeğe başlamadan içeriz. Kulaktan dolma bu inancın tersine yemek sırasında su içmek kilo aldırmaz, tam tersi iştahı yatıştırmaya yardımcı olur. Yalnızca sindirim sorunu olanlar yemek sırasında su içmemeli.

Aç karnına limonlu, sirkeli su veya greyfurt suyu içmek: Kilo problemi olan birçok insan, aç karnına sirkeli, limonlu su veya greyfurt suyu içmenin zayıflatacağını düşünür. Suya eklenen limon veya greyfurt, C vitamini içeriği dolayısıyla, güne başlarken kendini iyi hissetmenizi sağlayabilir. Ancak bu uygulamanın ne yazık ki zayıflatıcı hiçbir etkisi yok. Hatta sindirim sisteminizde rahatsızlık varsa sirkenin zararlı etkileri de olabilir.

Zeytinyağı, katı yağlar gibi kilo aldırmaz: Zeytinyağı kalp ve damar sağlığı için faydalı olsa da kilo yapma bakımından diğer yağlardan farksız. Zeytinyağı da olsa margarin de olsa bütün yağların 1 gramı 9 kalori enerji veriyor. Yani zeytinyağı da gereğinden fazla tüketildiğinde kilo yapıyor.

Balı sıcak sütle karıştırmak
Kendimizi biraz kötü hissettiğimizde, grip olacağımızı düşündüğümüzde hemen aklımıza gelir sıcak suya bal ve limon karıştırıp içmek. Sıcak sıcak içmeye önem verdiğimiz bu karışımın boğazlarımıza iyi geleceğini düşünürüz. Sıklıkla yaptığımız bu yanlış, aslında baldaki protein, mineral ve enzimlerin kaybedilmesine neden oluyor. 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalan bal, tüm besin değerini yitiriyor ve sıcak suyun, sütün ya da çayın içinde yalnızca tatlandırıcı işlevi görüyor. Bu nedenle balı ılık su, süt veya meyve suyu ile tüketmeye özen gösterin.

Kolesterolü artırır diye yumurta yememek
Yumurta anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağı olarak kabul edilir. Bu sebeple hiçbir sağlık problemi olmayanlar günde 1 yumurtayı rahatlıkla yiyebilir. Kolesterol, şeker veya tansiyon gibi problemi olanların haftada 2 yumurta tüketmesi daha uygu. Yumurtayı haşlama olarak yiyebileceğiniz gibi menemen, omlet, çılbır şeklinde 1 tatlı kaşığı yağ ile tüketebilirsiniz.

Kepek ekmek ve light ürünler, kilo aldırmaz
Kepek ekmeğinin kalorisi, beyaz ekmeğe göre biraz daha az olduğundan, kadınlar genellikle kepek ekmek yemeyi tercih ediyor. Ancak kepek ekmek ile beyaz ekmek arasında çok büyük bir kalori farkı yok. 'Nasılsa kalorisi az' diye kepek ekmeğini fazla tüketenler ise zayıflamak yerine kilo alıyor. Aynı şekilde üzerinde light yazan yiyecek ve içeceklerin tüketimlerine de dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bu ürünlerin içinde şeker olmamasına rağmen yağ, un, tuz gibi lezzet veren öğeler var.

Yemekten hemen sonra meyve yememek
Yemekten sonra meyve yenilmesinin yağlanmaya sebep olacağı düşünülür. İkinci tabak yemek yerine, bir porsiyon meyve (1 elma, 1 portakal, 2 mandalina veya 1 armut ) yemek daha az enerji alımını yani daha az yemeyi sağlar. O nedenle yemek sonrası doygunluk sağlanamıyorsa, aşırıya kaçmayarak meyve yenilebilir. Ancak her besinin aşırı tüketilmesi yağ olarak depolanmasını artırır.
Kaynak: Bugun Gazetesi

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Findikli Sekerpare-Findikpare



Bir arkadasimin iftar davetinde yedik. Simdiye kadar yedigim en guzel sekerpareydi. Icine koyulan toz findik tadini nasilda mutesem yapiyormus. Arkadastan hemen tarifini maille istedim. Sizde davet sofralariniz icin hic dusunmeden yapabilirsiniz. Garanti herkes bayilacak. Iste tarif 
Malzemeler: 500 gram un, 200 gram margarin, 200 gram pudra şekeri,4 adet yumurta,1 paket kabartma tozu, 1 su bardağı toz fındık, 1 paket vanilin
Şerbeti için;3 su bardağı su,1 kg şeker,1/2 limon
Yapilis: Oncelikle margarini mikserle bir miktar köpürene kadar çırpalim.Mikserimizi en düşük devreye indirip pudra şekerimizi ilave edelim.Unu tezgahın üzerine dökelim. Ortasını havuz halinde açalim. Unun üzerine toz findigi, vanilini ve kabartma tozunu serpiştirelim. Havuzun ortasına köpürttüğümüz harcıda ilave edelim. Üzerine 3 yumurtamizi hatta 4. ununde beyazini ilave edelim. Yağla yumurtayı birbirine iyice karistiralim.Hamuru biraz yoğuralim, uzun bir rulo yapıp ceviz büyüklüğünde keselim. Elimizle yuvarladiktan sonra üzerine yumurta sarısı sürüp toz findik serpelim. Onceden isittigimiz 170 derece fırında pişirelim. Sekerparelerimiz firindan cikinca biraz sogutalim, serbetini sıcak olarak dokelim. Serbeti cekince servis yapabiliriz.

2 Ağustos 2012 Perşembe

Meyve ve Karakter


Dogrulugu nedir bilmiyorum ama benimki tutuyor.


Elma

Eğer en sevdiğiniz meyve elma ise, savurgan, fevri ve lafını sakınmayan bir insansınız; sert ve öfkeli bir yapınız var. Çok iyi bir organizatör olmasanız da, bu iyi bir lider olmayacağınız anlamına gelmiyor. Hızlı karar verme ve ileriye dönük adımlar atmada çok iyisiniz. Seyahat etmekten hoşlanıyorsunuz. Partnerinizle beraberken gözleriniz ışıldıyor. İçinizdeki yaşama sevincini hiç söndürmüyorsunuz.

Muz
Eğer en sevdiğiniz meyve muz ise, doğuştan sempatik, hoşgörülü ve şefkatli bir yapınız var. Utangaç bir insansınız ve sık sık özgüven eksikliğinizin kurbanı oluyorsunuz. İnsanlar sizin yumuşak yüzlü oluşunuzdan yararlanıyor. Partnerinizin sizi hem ruhsal hem fiziksel olarak çekmesi gerekiyor; ve karşısındakini tanıdıkça seven bir yapıya sahipsiniz. Tabiatınız gereği, ilişkileriniz de uyumlu oluyor.

Portakal
Eğer en sevdiğiniz meyve portakal ise, sonsuz sabır ve iradeye sahip bir karaktere sahipsiniz. İşlerinizi yavaş ancak derinlemesine inceleyerek yapıyorsunuz; sıkı çalışmaktan da asla yılmıyorsunuz. Çekingen olma ihtimaliniz çok yüksek; ancak güvenilir ve sözünün eri bir arkadaşsınız. Partnerinizi ince eleyip sık dokuyarak seçiyor; ve onu tüm kalbinizle seviyorsunuz. Anlaşmazlıkları ne pahasına olursa olsun engelliyorsunuz.

Kiraz
Eğer en sevdiğiniz meyve kiraz ise, hayat sizin için çok da insaflı değil. İnişli çıkışlı bir yaşamınız var, özellikle de profesyonel anlamda... henüz kendiniz için yeterli birikime sahip olmadığınızı, hala küçük meblağlarla uğraştığınızı düşünüyorsunuz. Müthiş bir hayal gücünüz var, yaratıcı çalışmalarda bulunmaktan hoşlanıyorsunuz. İçten ve sadık bir partnersiniz; ancak duygularınızı ifade etmekte zorlanıyorsunuz.

Uzum
Eğer en sevdiğiniz meyve üzüm ise, genel olarak nazik bir insansınız; ancak sık sık ani parlamalarınız da oluyor; fakat çabuk yatışıyorsunuz. Güzel olan herşeyi seviyorsunuz. Sıcak ve sosyal bir insan olmanız sebebiyle çevrenizde popülersiniz. Yaptığınız herşeyden zevk alıyor; aynı coşku ve enerjiyi partnerinizin de paylaşmasını istiyorsunuz. İnsanlar sizinle beraberken sıkılmıyor; çünkü onlara önerecek çok şeyiniz var.

Seftali
Eğer en sevdiğiniz meyve şeftali ise, oldukça neşeli bir yapıya sahipsiniz. Yaşamayı seviyorsunuz. Dostluklar hayatınızın vazgeçilmez bir parçası... Olayları büyütmüyor ve çabuk bağışlıyorsunuz. Açıksözlü ve dobra bir insansınız. Bağımsız ve hevesli karakteriniz sizi tuttuğunu koparan bir insan yapıyor. İdeal bir partner ve tutkulu bir aşıksınız; ancak sevginizi diğer insanların gözü önünde göstermekten hoşlanmıyorsunuz.

Ayva
Eğer en sevdiğiniz meyve ayva ise, mütevazi ve muhafazakar bir kişiliğiniz var. Derinlemesine düşünen ve dikkatli bir yapıya sahip olmanız nedeniyle, hiçbir işi aceleye getirmiyorsunuz. Hırslı bir insansınız; detay ve sayılarla çalışma gerektiren işlerde gayet başarılısınız. İnsanların yanlışlarını anında görebiliyorsunuz. Partnerinizi seçerken, görünüşünden çok zekasına değer veriyorsunuz.

Armut
Eğer en sevdiğiniz meyve armut ise, aklınıza birşey koydunuz mu muhakkak başarıyorsunuz; fakat genel olarak değişken ve başladığı işi bitirmekte zorlanan bir yapınız var. Çünkü emeğinizin sonucunu hemen elde etmek veya baştan sonucun ne olacağını bilmek istiyorsunuz. Zihinsel uyarılmalara açıksınız ve fikir bazında tartışmalardan hoşlanıyorsunuz. Çok çabuk arkaşadaşlık kurabilseniz de, ilişkileri devam ettirmekte sorun yaşıyorsunuz.

Incir
Eğer en sevdiğiniz meyve incir ise, ciddi, düşünceli ve duyarlı bir yapıya sahipsiniz. Sosyalleşmekten hoşlansanız da, belli bir mesafeyi korumaya özen gösteriyorsunuz; kendinize sakladığınız bir alan her zaman olmalı... Açıkgöz, çabuk kavrayan ve cin gibi bir insan olmanız sebebiyle, özellikle iş yaşamında tepeye oynuyorsunuz. İnatçı bir insansınız. Partnerinizde tutkulardan önce beyine bakıyorsunuz.

Kavun
Eğer en sevdiğiniz meyve kavun ise, korkusuz bir insansınız; olup biteni, başınıza gelenleri doğal karşılıyor, üstünde durmuyorsunuz. Eğlenceli kişiliğiniz ve cömert yapınız nedeniyle insanlar size çekiliyor. İş yaşamında tuttuğunu koparan bir insansınız; doğru zamanda doğru yerde olmakta ustasınız. Yeni insanlarla tanışmaktan hoşlanıyorsunuz. Karşı cins üzerindeki en etkili silahınız; mizah anlayışınız!
Kaynak: Sabah Gazetesi

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Sıkma


Ic anadoluda somun ekmek yerine yufka ekmek yenir. Koy kadinlari imece usulu bir tam gun bir eve yufka ekmek yaparlar, ekmek yapimi bitince bir guzel cay demlenir ve sıkma yapilir, cayla sıkma yenir. Hem yorgunluk alir, hemde tadina doyum olmaz. Koylerde sac uzerinde yapilir, sehirlerde teflon tavada gayet guzel yapilabiliyor. Sıkmanin patatesli, peynirli, kavurmali, sebzeli gibi bir cok cesidi var. 
  

Malzemeler : 3 Su B. Un, Yarım Pk. Yaşmaya, Tuz, Su, Teflon tavayi yaglamak icin 1 yemek kasigi margarin

İç Harcı İçin: 150 Gr. Beyaz Peynir, 50 Gr. Tulum Peyniri, 1/2 demet Maydanoz, 2 dal yeşil soğan, 1 Çorba K. Tereyağı
Yapilis:  Once ic harcimizi hazirlayalim: Maydonozumumuzu ve soganimizi incecik kiyalim. Bir kasede peynirleri ve tereyaginida ekleyerek iyice karistiralim. Diger yandan genis bir kaseye un, yaşmaya, tuz ve alabildiği kadar suyu koyarak kulak memesi yumusakliginda bir hamur elde edene kadar iyice yoğuralim. Hamurumuzdan kucuk parcalar kopartalim ve duz bir zeminde tabak buyuklugunde acalim. Teflon tavamizi margarinle cok hafif yaglayalim ve sıkmamızın her iki yuzunude hafif kizarana kadar pisirelim. Icine ic malzememizden koyarak rulo seklinde saralim. Ayran veya cayla servis yapalim.