Sayfalar

Unutmayin-Don't Forget

Yemek Resimlerini daha canli ve net izlemek isterseniz tam uzerlerine tiklayin. ( Please click on the pictures to see the bigger)
Tariflere yorum yapabilirsiniz, sizde tarif gonderebilirsiniz: semcayhan@gmail.com
Isminizle yayinlayabilirim ( You can make comments to recipes): semcayhan@gmail.com
Daha Onceki Kayitlar icin en sag taraftaki kategorilere bakmayi unutmayin ( Please see the categories ( at right side) to see the previous recipes
Uye ol kisminda sag alt ta ..uye olursaniz..guncellemeler size otomatik gelir ( If you will be member , all uptades will come automatically to you ( see the follow part: right side)

31 Temmuz 2012 Salı

Mozaik Pasta

Malzemeler: 100 gr tereyag, eritilmis, 3/4 su bardagı toz seker, 3/4 su bardagı sut, 4-5 yemek kasigi dolusu kakao, 1/2 su bardagı findik veya cevız ( kırılmıs), 400 gr sade petibor biskuvi

Yapilis: Oncelikle biskuvilerı bır kasede kıralım. Dıger bir kasedede diger malzemeleri iyice karistiralim. Biskuvileride bu karisima ilave edelim ve homojen bir karisim olana kadar iyice karistiralim. Yani sos heryere esit dagilsin.Karisimi ince uzun dikdortgen kek kalibina yoksa aluminyum folyo uzerine dokelim ve rulo haline getirelim. Buzdolabinin dondurucu kisminda 2-3 saat bekletelim. Daha sonra dikey ucgenler seklinde dilimleyerek servıs yapalim

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Pratik Tava Boregi

Malzemeler: 3 yufka, 1,5 su bardagı süt, 1yumurta, 1/2 cay bardagi sivi yag ,

İç malzemesi: 200 gr kiyma, 2 sogan, 3 orta boy patates

Yapilis: Patatesleri bir kapta haşlayalim. Tavaya az bir miktar sıvı yağı koyalim. İnce kıyılmış soğanları ve kıymayı tavada kavuralim. Kıyma ve soğanların pişmesine yakın küçük küçük doğranmış patatesleri tavaya ekleyin. İsteğinize göre pul biber, karabiber ve tuz ekleyin. Tüm malzemeleri bir süre karıştırdıktan sonra tavayı ocaktan alın. İç harcımızı hazırlamış olduk. 
Bir kasede yumurtayi sivi yagla iyice cirpalim ve uzerine sutu ekleyip biraz daha cirpalim. Boregimizin sutlu karisimida artik hazir. 
Sira geldi boregimizi yapmaya: Derin bir kapa sütü, yumurtayı, sıvı yagını koyup çırpalim sonra hafifece yagladigimiz teflon tavaya önce bir yufkayı serelim üzerine sütlü karışımdan surelim, ikinci yufkayida serelim ve iç malzememizi üzerine yayalim sonra son kalan yufkayıda üzerine kapatalim. Sütlü sostan kalaninida uzerine surelim.Kisik ateste onu ve arkasini pisirelim.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Kuru İncirin Mucize 3 Kürü

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu yüksek lif içeriğine sahip olan kuru incirin mucize 3 kürünü açıklıyor. İşte faydaları... Kuru incir, mükemmel bir kan yapıcıdır. öylesine güçlüdür ki, kısa zamanda alacağınız sonuç sizi şaşırtacaktır. Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu'nun kan yapıcı, hamile kalmayı kolaylaştırıcı ve bronşite karşı etkili kuru incir kürlerinden faydalanabilirsiniz... 

Kür 1: Kan yapıcı 

Yarım litre kaynamakta olan klorsuz suya sekiz-dokuz adet kuru inciri ilave ediniz ve yedi dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız. Yedi dakika tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. Ilıdıktan sonra süzülür. üçe veya ikiye bölerek öğünlerden on-onbeş dakika önce aç karına içilir. Bu kürün uygulaması 21 gün uygulama+7gün ara+21 gün uygulama şeklindedir. Bu formülün anlamı şudur: İki defa yirmibir gün uygulanır ve her yirmibir gün tamamlandığında yedi gün ara verilecektir. Toplam uygulama süresi kırkiki gündür. Uygulama sürelerine yedi günlük aralar dahil değildir. Her defasında günlük hazırlanması gerekir. Kuru incirleri bir kere koparıp veya bıçakla bir kez kestikten sonra kaynamakta olan suya ilave ediniz. Kuru incirlerin dışında beyaz pudrası varsa, soğuk su altında önce yıkayıp sonra ilave ediniz. 

Kür 2: Yumurta çatlatıcı ve hamile kalmayı kolaylaştırıcı 
Bir litre kaynamakta olan klorsuz suya onbeş-onaltı adet kuru inciri ilave ediniz ve yirmi dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız. Yirmi dakika tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. Ilıdıktan sonra süzülür. üçe veya ikiye bölerek öğünlerden on-onbeş dakika önce aç karnına içilir. Bu kürün uygulaması, 25 gün uygulama+7 gün ara+25 gün uygulama şeklindedir. Bu formülün anlamı, iki defa yirmibeş gün uygulanır ve her yirmibeş gün tamamlandığında yedi gün ara verilecektir. Toplam uygulama süresi elli gündür. Uygulama sürelerine yedi günlük aralar dahil değildir. Her defasında günlük hazırlanması gerekir. Kuru incirleri bir kere koparıp veya bıçakla bir kez kestikten sonra kaynamakta olan suya ilave ediniz. Kuru incirlerin dışında beyaz pudrası varsa soğuk su altında önce yıkayıp sonra ilave ediniz.

Kür 3: Bronşite karşı 
Yarım litre kaynamakta olan klorsuz suya yedi-sekiz adet kuru inciri ilave ediniz ve on dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız. On dakika tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. Ilıdıktan sonra süzülür. üçe veya ikiye bölerek öğünlerden on-onbeş dakika önce aç kanrına içilir. Bu kürün uygulaması,10 gün uygulama+3gün ara+10 gün uygulama şeklindedir. Bu formülün anlamı şudur: İki defa on gün uygulanır ve her on gün tamamlandığında üç gün ara verilecektir. Toplam uygulama süresi yirmi gündür. Uygulama sürelerine üç günlük aralar dahil değildir. Her defasında günlük hazırlanması gerekir. Kuru incirleri bir kere koparıp veya bıçakla bir kez kestikten sonra kaynamakta olan suya ilave ediniz. Kuru incirlerin dışında beyaz pudrası varsa soğuk su altında önce yıkayıp sonra ilave ediniz. 

Notlar: Hekiminizin önerdiği ilaçlar varsa, mutlaka kullanınız. Bu bitkiye karşı alerjiniz olup olmadığını öğreniniz. Yazıdaki kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir. Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgilerle kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir. 
Kaynak: Prof. Dr. İbrahim Saracoglu

27 Temmuz 2012 Cuma

Napolyon Kiraz ve Sari Kiraz



Superler degilmi? Dalindan koparilma...Ister yemelik, ister recellik. Tadlarida bal gibi, oyle Istanbulda yedigimiz saman tat li olanlardan degil. Bu resimleri Konya da cektim. Orada misafirlige giderken tatli vb seyler goturmek yerine bir kasa elma, kiraz, kaysi vb meyve goturuyorlar. Tabiki her evin altinda serin deposu var.
http://www.facebook.com/pages/Turkmutfagicomblogspotcom/331764156877774 

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Kolay Patates Salatası



Patateslerimizi kabuklari ile birlikte haslayalim. Haslandiktan sonra kabuklarini soyalim ve bicakla dograyarak genis bir kaba alalim. Yarim demet soganimizi, Yarim demet kivircik marulumuzu ve 2 orta boy salataligimizi ince ince dograyalim ve patateslere ekleyelim. Bir kasede yarim fincan sirke, yarim cay bardagi zeytinyagi,sumak, yarim limon suyu ve tuzu karistirarak patateslerin uzerine ekleyelim. Afiyet olsun

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Çilekli Chesecake-Pişmeyen Chesecake

En sevdiğim tatlı olan cheesecake in pişmeyen versiyonunu arıyordum, portakal ağacında buldum, ama ben çileklisini yaptım. Süper oldu. Bayılıyorum bu tatlıya. Kahve ile çok yakışıyorlar birbirlerine. 
Malzemeler: 2 paket burçak bisküvi (veya tereyağlı bisküvi), 4 yemek kaşığı eritilmiş tereyağı,1 su bardağı + 3 yemek kaşığı toz şeker,2 paket krem peynir, oda sıcaklığında (200 gr'lık),yarım su bardağı (biraz daha fazla da olabilir) krema, soğutulmuş 
Üzerine: Çilek Reçeli 
Yapılış: Bisküvilerimizi elimizle ufalayalım. Eritilmiş tereyağı ve 3 yemek kaşığı toz şeker ile karıştıralım. Karışımı orta boy bir kek kalıbının tabanına iyice bastırarak yayalım. Krem peynirimizi geniş bir kaba koyalım. Mikser yardımıyla 3 dakika karıştıralım. Düşük hızda karıştırmaya devam ederek 1 su bardağı toz şekeri ekleyerek iyice karıştıralım. Başka bir kapta kremayı tel ile küçük köpükler oluşana kadar çırpalım ve plastik bir spatula ile krem peynir karışımına yedirin. Karışımı kek kalıbındaki bisküvilerin üzerine yayalım ve 1 saat buzlukta donduralım. Daha sonra, mikserle iyice karıştırdığımız gerekirse hafifçe sulandırdığımız çilek reçelimizi chesecakein üzerine kaşıkla yayalım. Porsiyonların üzerine resimde görüldüğü gibi reçelin çileklerinden koyalım. Buzdolabında biraz dinlendirdikten sonra servis yapabiliriz.

Bir Köftenin Yolculuğu...

Ben leziz bir köfteyim. Aslında 'ben' değil, 'biz' demem lâzım; çünkü yağ, karbonhidrat, protein ve vitamin ihtiva eden bir besin maddesiyim. İnsanlar -bilhassa çocuklar- beni çok sever. 

Yeni pişirildim ve tabakta bekliyorum. O da ne! Dört sivri ucu olan bir metal, tam göğsüme batırıldı ve beni kapısı açılıp kapanan, hareketli bir odaya attı. Bu odada üst üste iki sıra hâlinde U şeklinde dizilmiş, kimi keskin kimi de değirmen taşı gibi yassı 32 adet kaya var. Öndeki kayalar beni sıkıştırıp keserek büyük parçalara ayırdılar. Altta bulunan yumuşak bir kürekle parçalarım biraz arkaya itildi. Arkadaki kayalar ise, parçalarımı iyice ezerek beni âdeta hamur hâline getirdi. Bu arada odanın sağında, solunda ve altında bulunan birçok musluktan üzerime sular fışkırmaya başladı. Bünyemde bulunan karbonhidratlar, bu sudaki pityalin enzimi (alfa amilaz) tarafından parçalanmaya başladı. Fışkıran sular, bünyemde bulunabilecek muhtemel mikropları öldürmekle vazifeli lizozim ve antikor gibi maddeler ihtiva ediyordu. 

İyice yumuşamış ve kayganlaşmış, âdeta bulamaç hâline gelmiştim. Yukarıda bahsettiğim yumuşak küreğin hareketleriyle çok dar bir boruya doğru sevk edildim. Borunun içinde, beni dâima aşağı iten hareketler vardı. Borudan aşağıya indirilirken, bir kapı açıldı. "Daha geniş bir odaya girecek ve sıkıştırma hareketlerinden kurtulacağım." derken, dibinde hafif renkli bir sıvı olan kuyuya düşüverdim. Burada biraz olsun ferahlayacağımı düşünürken, içine düştüğüm sıvının, mermeri delebilecek (pH=0,8 ) kuvvette bir asit olduğunu öğrendim. "Eyvah!" diye feryat ettim; ama iş işten geçmişti. Bu asit, muhtevamdaki proteinleri parçalamaya başladı. Aynı zamanda bu büyük kuyunun duvarlarındaki bazı hücrelerden salgılanan, asitsiz ortamda tesir göstermeyen pepsinojen, bu asitle hemen aktifleşiyor ve beni iyice parçalıyordu. Proteinlerimin büyük bir kısmı parçalanmıştı. "İçine düştüğüm sıvı, mermeri parçalıyor da, neden bu kuyuyu parçalamıyor?" diye düşünürken, kuyunun duvarlarının ince bir tabaka hâlinde asitlerin parçalayamadığı sümüksü bir madde ile kaplanmış olduğunu öğrendim. 

"Kurban olduğum Rabb'im, Sen izin vermeyince mermeri delen asitler, yumuşak bir dokuya zarar veremiyor." dedim. Kuyuya benzer bu odada yaklaşık bir saat kadar, diğer besin maddeleriyle beraber hem karıştırıldık, hem de parçalandık. Daha sonra bu odanın dış duvarları bizi sıkıştırdı ve geldiğimiz borunun tam tersi istikamette âniden gevşeyen bir kapağın açılmasıyla yeni bir boruya fışkırtıldık. Bu boru, 12 parmak (duodenum: Lâtince on iki) yan yana dizilmiş intibaını veren bir görüntüye ve 15–18 cm civarında bir uzunluğa sahipti. Burada hâlimiz yine perişandı. Bu sefer de, bir çeşmeden boşalan bazik (sodyum bikarbonat) bir salgı ile karşılaştık. Bu sıvı, bize karışan asitleri tesirsiz hâle getirmekle, yani asitlerin bulunduğumuz borunun korumasız olan duvarlarına zarar vermesini önlemekle vazifeliydi.

Burada da muhteviyatımdaki karbonhidratları parçalayan amilaz, yağları parçalayan lipaz, proteinleri parçalayan tripsin, kimotripsin, karboksipolipeptidaz ve daha birçok enzim üzerime saldırdı ve beni en küçük yapıtaşlarıma kadar parçaladı. Bu arada, beni paramparça eden enzimlerin, gelmiş oldukları protein, yağ ve karbonhidratlardan müteşekkil çeşmeyi (pankreas) niçin parçalamadığını düşünmeye başladım. Sonra, bu enzimlerin, pankreas dokusunda aktifleştirici faktörler olmadığından aktif hâle geçemediklerini, ancak bizim bulunduğumuz boruya geldikten sonra bağırsak duvarından salınan faktörler vasıtasıyla parçalayıcı özellik kazandıklarını öğrendim. 

Bu ince boruda iyice parçalandıktan sonra, borunun sonuna doğru üzerimize yeşil bir sıvı (safra) döküldü. Deterjan gibi iş gören bu sıvı, bilhassa muhteviyatımdaki yağları parçalamakla vazifeliydi. Bütün bu hâdiselerden sonra, çok mükemmel bir fabrikanın içinden geçtiğimi anladım. Uzunluğu üç metreye yakın bu ince boruda ilerledikçe parçalanacak hâlimiz kalmadı. Sadece içimize katılan soğan ve maydanoz gibi bitkilerin parçalanmayan selüloz lifleri, çok kalın ve kısa bir boruya kadar yolculuklarına devam ettiler. Onların o kalın boru içinde sularının emildiğini, kalanların da bir müddet biriktikten sonra tuvalet denen bir çukura atıldığını öğrendim. 

Bu arada borunun duvarlarının kıvrımlı ve pütürlü olması oldukça dikkatimizi çekti. Meğer buralar, parçalarımızın iki ayrı yoldan başka bir âleme geçme noktalarıymış. Bu kabarcıkların içinde bulunan oldukça ince kılcal yollardan, kırmızı ve beyaz iki farklı (kan ve lenf yolu) sıvı ihtiva eden daha ince borulara geçirildiğimizi anladık. Artık 'ben' yoktum, benim çok küçük parçalarımdan oluşan 'bizler' vardık. Karbonhidratların parçalanmasından ortaya çıkan en basit birimler olan glikoz ile proteinlerin parçalanmasından açığa çıkan aminoasitler kırmızı sıvıya geçirilirken; yağ asitleri olan kardeşlerimiz, lenf olarak isimlendirilen beyaz sıvıya alındılar. Glikoz ve aminoasit kardeşlerimiz kırmızı sıvıyla taşınarak karaciğer isimli bir fabrikaya götürüldüler; burada bazı hususi işlemlerden geçirilip, faydalı hâle getirildikten sonra, tekrar kırmızı sıvıya veriliyorlardı. Ancak ne hikmetse beyaz sıvıdaki yağlar (lenf) bu fabrikaya uğramadan ayrı bir yoldan daha sonra kırmızı sıvıya geçiriliyordu. Bunun sebebini daha sonra öğrendim: Eğer yağ asitleri; glikoz ve aminoasitle birlikte karaciğere gelseydi, bu fabrikayı bozacak ve onun çalışanlarını öldürecekti. 

En sonunda kırmızı sıvı bizi, sayısı 100 trilyonu bulan hücre isimli küçük odacıklara taşıdı. Hepimiz ayrı ayrı hücrelere gönderilmiştik. Burada öncelikle glikoz kardeşimizle oksijen birleştirilerek su, karbondioksit ve enerji üretiliyordu. Bu odacıkların çalışabilmeleri için, enerjinin gerekli olduğunu öğrendim. Enerji için glikoz yeterli olmazsa, yağ kardeşlerimiz de enerji üretiminde kullanılıyordu. Aminoasit kardeşlerimizden ise, odacıkların yapısında kullanılmak üzere sağlam proteinler; glikoz ve yağ depoları tükendiği durumlarda da enerji üretiliyordu. Bu odacıklarda, ihtiyaç fazlası yağ ve glikoz depo edilebiliyordu. 

Anlayacağınız, yolculuğun başında köfte olan ben, sonunda su, karbondioksit ve enerjiye dönüştüm. Bir kısmım yapıtaşı olarak, bir kısmım da hücrelerin hayatî faaliyetlerinde vazife aldığından insanlık mertebesine yükselmiş ve büyük bir şeref kazanmıştım. 
Bütün bu parçalanma ve emilme hâdiselerinin sonunda bir kısmımız yapıya katılmış, içinde benim de bulunduğum enerji elde edilen diğer bir kısmımız da vazifelerimizi bitirdikten sonra karbondioksit isimli boğucu ve kirli bir gaz hâline girmiştik. Yoğunluğumuz çok arttığı takdirde bulunduğumuz odacıkları boğabileceğimiz söz konusu olduğu için, tekrar kırmızı sıvıya atıldık. Büyük bir pompanın ittiği bu kırmızı sıvı içinde bulunan hemoglobin isimli moleküle bindirilerek, milyonlarca keseden oluşan ve süngere benzeyen akciğer isimli harika bir fabrikaya getirildik. Akciğer keselerine gelmiş taze hava içindeki oksijenle yer değiştirdik. 

Artık bir insanın vücuduna veda etme zamanı gelmişti. Bir karbondioksit olarak karanlık ve daracık yerlerden çıkıp özgürlüğüme kavuştuğuma şükrettim. 

Ancak havada bir müddet dolaştıktan sonra, yeşil bir bitkinin yaprağına konduruldum. Yaprağın üzerindeki küçük pencerelerden (stoma) geçerek, hücrelerde harika bir şekilde çalışan klorofil fabrikasında misafir edildim. Burada topraktan borucuklarla getirilen su ile birleşmem için beni zorladılar. Buna gücümün yetmeyeceğini söyleyince, hemen güneş ışığı ile mahiyetimi değiştirip, beni kimyevî bir enerji deposuna çevirdiler. Artık basit bir karbon atomu değildim, enerji kaynağı olan bir glikoz molekülünde kendime yer bulmuştum. Bundan sonra içinde bulunduğum bitkinin mahiyetine ve genetik programına göre nişastaya, proteine veya yağlara dönüştürülebilirdim. Ben bir yeşil yonca yaprağının üzerinde sağa sola salınırken hiç beklemediğim bir şey oldu. İçinde bulunduğum yeşil yapraklar bir inek tarafından afiyetle yeniliverdi. 

İneğin vücudunda yeni bir fasıl başlamıştı. Çeşitli kimyevî işlemlerden geçirildikten sonra bana bu yeni ev sahibimin kaslarındaki proteinlerde vazife verildi. Keyfim de iyiydi. Artık kendimi ot değil, bir hayvan proteini olarak hissediyordum. Ottan çıkıp bir ineğin vücuduna geçmekle Esma-i İlâhî'nin tecellilerini göstermede bir mertebe daha yükselmiştim. 
Bir kurban bayramında içinde vazifeli olduğum mübarek hayvan kurban edildi. Etleri kıyma makinesinden geçirildi, ben de tekrar köfte olarak önünüze getirildim. 

Kaynak: Ali Oğuz-Sızıntı/Ekim

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Tereyağında Kızarmış Hellim Peyniri

Tarife gerek yok sanırım: Sabah kahvaltısında süper oluyor, hem de çok doyurucu. Misafirler içinde, sofrada göz dolduruyor.

20 Temmuz 2012 Cuma

Tarhana Çorbası

İç Anadolu’da hep beyaz tarhana ( Arabistan tarhanası yapılır), böyle bir tarhananın var ligini Istanbul a gelince öğrendim. Bana göre beyaz tarhananın yerini tutmaz ama buda çok güzel, çok besleyici bir çorba. Ramazan sofralarınada çok yakışır ve uyar.
Malzemeler: 4 dolu yemek kaşığı tarhana, 8 bardak et suyu veya su,1 büyük domates,1 yemek kaşığı tepeleme tereyağı, Tuz, nane veya kekik 
Yapılışı: Tarhanayı öncelikle tereyağımızla biraz kavuralım. Daha sonra 1 bardak soğuk su veya soğuk et suyuyla iyice çözdürdükten sonra kalan et suyunuda ekleyelim. Domatesleri rendeleyelim ve tavada biraz kavurduktan sonra tarhanaya ekleyelim. Çorbamızı ara sıra karıştırarak 10 dakika kaynayana kadar pişirin. Nane ve kekikle süsleyerek servis yapalım.

19 Temmuz 2012 Perşembe

İstanbul'un Semtleri İsimlerini Nereden Alıyor ?

Aksaray: 
Fatih’in sadrazamı Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi’ndeki Aksaray’ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Ahırkapı: 
Marmara Denizi’nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.


Aşiyan: Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret’in burada bulunan,Farsçada kuş yuvası anlamına gelen ‘Aşiyan’ isimli evinden alıyor.


Baglarbasi Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.


Bebek Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki,Fatih Sultan Mehmet’in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması.Diğeri ise,padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

Beşiktaş: Ilk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa’nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs’ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.


Beyazıt Sultan II. Beyazıt’ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.


Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, Islamiyet’i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, ‘Bey Oğlu’ diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, “Beyoğlu” diyehitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.


Bakırköy:
Bizanslıların ‘Makri Hori’ dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince ‘Makriköy’ adını aldı. 1925′te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk’ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı. Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

Çatladıkapı:
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1500 lu yillarda meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı. Çemberlitaş: Bizans’ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu’nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor. Çıksalın: Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "cik" salın” denilmeye başlandı.
Eminönü:
Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi ‘Emin’lere aitti. Semt,adını burada bulunan ‘Gümrük Eminliği’nden alıyor.
Feriköy: 
Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri’den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri’nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı. 
Galata: 
Gala, Rumca da “süt” anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata’nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise, Italyanca ‘denize inen yol’ anlamına gelen ‘galata’ kelimesi düşünülerek bu isim verildi.
Horhor: 
Fatih’te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, “Buraya bir çeşme yapın baksanıza ‘hor hor’ su sesleri geliyor” der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Okmeydanı: 
Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.
Şişli: 
Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve ‘Şişçilerin Konağı’nın zamanla değişikliğe uğrayarak ‘Şişlilerin Konağı’ hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor
Şaşkınbakkal: 
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler,burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala “şaşkın bakkal” yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.
Sütlüce: 
Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı.Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt,Sütlüce olarak anılır oldu.
Tahtakale: 
Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor
Taksim: 
Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.
Teşvikiye: 
Sultan Abdülmecit’in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.
Unkapanı: 
Bazı satış yerlerinde Arapça’da ‘Kabban’ adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.
Üsküdar:
Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Elmali Kurabiye

Malzemeler:150 gr yumuşatılmış tereyağ,1 çay bardağı sıvıyağ,1 yumurta,1 su bardağı yoğurt,1 su bardağı nişasta,1 su bardağı pudra şekeri,3 su bardağı un,1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya İçi;3 elma,2 çay kaşığı tarçın,4 yemek kaşığı tozşeker 
Üzeri için;2-3 yemek kaşığı pudra şekeri Yapılışı: Elmaları soyarak rendeledim, tavaya alarak şekeri ekleyelim ve kısık ateşte suyunu çekene kadar kavuralım. Ocaktan alınca tarçını ekleyelim. Bir kenarda soğumaya bırakalım. Diğer yandan hamur malzemelerini geniş bir kâseye alalım unumuzu ekleyelim ve kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edelim. Hamurdan kabuklu ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak çorba kâsesi büyüklüğünde yuvarlak açalım. Yuvarlaklarımızın ortasına elmalı harçtan koyalım ve iki ucunu katlayarak ortada birleştirelim ( şekildeki gibi). Hafifçe yağladığımız tepside, 170 derecede, çok hafif pembeleşene kadar pişirelim. Piştikten sonra üzerlerine pudra şekeri serpelim.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Tahinli Krep

Krep Malzemeler: 2 Adet yumurta, 2 çorba kaşığı pudra şekeri, 1 su bardağı süt, 1/2 su bardağı un
2 çorba kaşığı tereyağı, 2 yemek kaşığı haşhaş
Sos Malzemeleri: 1 çay bardağı tahin, 1/2 çay bardağı pekmez, 1 su bardağı un halinde dövülmüş ceviz
Yapılışı: Geniş bir kâsede yumurta ve şekeri iyice çırpalım. Daha sonra süt, haşhaş ve unu ilave ederek 4-5 dakika daha çırpalım. Bir yandanda sosunu hazırlayalım: Tahin ve pekmezi bir kâseye koyalım ve iyice karıştıralım. Teflon tavamızda 2 çorba kaşığı tereyağımızı eritelim ve hazırladığımız krepten bir kepçe dökerek incecik yayılmasını sağlayalım. Hafifçe kızarınca krepi çevirelim her iki yüzünüde pişirelim. Kreplerimiz biraz soğuyunca üzerine hazırladığım tahin pekmezli karışımdan surelim. Cevizimizden de koyalım ve rulo seklinde saralım. Üzerlerini de sosla süsleyelim. Pudra şekeri serpelim

Patatesli Börek

Malzemeler: 4 Adet Yufka, 1 cay bardağı Sıvı Yağ, 1 cay bardağı yoğurt, 2 su bardağı Su 
İçi İçin: 4 Adet Patates, 2 orta boy soğan, 1/2 Demet Maydanoz, 2 yemek kaşığı tatlı domates salçası Karabiber, Kırmızı Pul, Tuz, ( İsterseniz içi peynirli hazırlayabiliriz)
Yapılış: Öncelikle patatesleri haşlayalım ve daha sonra rendeleyelim. Maydanozumuzu ince ince kıyalım, tuz ve karabiberle birlikte patatese ekleyelim. Soğanlarımızı ince ince doğrayalım, tavada biraz öldürdükten sonra salca ilede bir kaç dakika çevirip ocaktan alalım ve bu karışımıda patatese ekleyelim ve iyice karıştıralım. İlk yufkayı düz bir zemine serelim. Bir kâsede 1 çay bardağı sıvı yağ ile 1 cay bardağı yoğurdu karıştırın. İlk yufkanın üzerine sürün. İkinci yufkayı yerleştirin. Onada yoğurt yağ karışımından sürelim ve iç harçtan yeterli miktar koyalım. Yufkayı kenarlarından kıvırıp rulo seklinde saralım ve hafifçe yağladığımız fırın tepsimize yerleştirelim. Diğer yufkalara da aynı işlemi uygulayarak fırın tepsimizi dolduralım. Böreklerin üzerine 2 su bardağı su serpin. Buzdolabında minimum 2 saat, tercihen 1 gece bekletelim. Üzerlerine iç harçtan surelim. Önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında üzerleri kızarana dek pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Limonlu Cheesecake-Pişmeyen Cheesecake

Günlerdir pişmeyen Cheesecake tarifi arıyordum, nihayet bir arkadaşımdan aldım. Çok güzel oldu. Cheesecake en sevdiğim ve kahve yanına en çok yakışan tatlı bence. İçeriğini düşününcede besleyici hissettiriyor kendini. Unutmadan evde kalpli kalıp vardı. İlk denememi bu kalıpla yaptım, Yeğenim bayıldı. 
Malzemeler:2 paket burçak bisküvi veya tereyağlı bir bisküvi, 1 su bardagi+3 yemek kaşığı toz şeker, 4 yemek kaşığı eritilmiş tereyağı, 3 yemek kaşığı limon suyu, 400 gr. labne peynir yani 2 paket, yarım su bardağı krema
Sosu İçin: 50 gr. tereyağı,1 adet yumurta,1 adet yumurta sarısı, 20 gr. toz şeker,6 yemek kaşığı limon suyu,2 çay kaşığı limon kabuğu rendesi, Ben bunu yeğenime sürpriz olarak yaptığım için rengi daha canlı görünsün diye sari gıda boyası da koydum, ama bunu katmasanız doğal sarılıkta çok hoş oluyor.
Yapılış: Bisküvileri iyice ufalayalım eritilmiş tereyağını ve 3 yemek kaşığı toz şekeride ekleyelim ve iyice karıştıralım. Kelepçeli kalıbın dibini hafifçe yağlayalım ve bu karışımı yayalım. Buzdolabında 1 saat kadar bekletin. Diğer yandan labne peynirimizi, şekerimizi, limon suyunu bir kaba alarak karıştıralım, Kremamızıda ayrı bir kasede iyice çırpalım ve peynirli karışımımızla karıştıralım ve hepsini birlikte kalıbımızdaki bisküvili karışımın üzerine dökelim. Başka bir kâseye tüm sos malzemelerini koyalım ve bu kâseyi kaynar su dolu bir sos tenceresine oturtalım. Yaklaşık on dakika kısık ateşte benmari usulü sosu hazırlayalım. Daha sonra yağı ekleyelim ve 10 dk. daha sürekli karıştırarak pişirelim. Kâseyi su dolu tencereden çıkarıp soğumaya bırakalım. Soğuyan sosu, cheesecake üzerine yayalım ve buzdolabına kaldırın. Minimum 2 saat, tercihen gece boyu buzdolabında bekletelim. Dilerseniz üzerini benmari usulü erittiğiniz çikolata ile ( resimdeki gibi) ince şeritler yaparak süsleyin. Soğuk servis yapalım.

.

Turk Kahvesi Neden Yaninda Su Ile Getirilir

Türk usulü bir kahve yapıldığında hepimizinde bildiği gibi bizler annelerimizden öyle gördük, bir bardak ta su getirilir acaba bu suyun neden getirildiğini biliyormusunuz?? 
Türk usulü kahve Avrupaya hatta dünyaya Osmanlı İmparatorlugu tarafından yayılmıştır. İşte Osmanlı imparatorluğu zamanında hepinizinde tarih derslerinden bildiğiniz gibi  devlet büyükleri zehirlenerek öldürülüyor, devlet erkanının (bugünkü Bakanlar Kurulu Toplantılarında) toplantılarında ya da diğer imparatorluk ya da diğer ülke hükümdarlarının misafir edildiği, ya da bizim padişahlarımızın misafir olarak gittiği yerlerde tağırlandığı esnada suikatlere maruz kalmakta idi. 
Suikastlerde zehirlenmelerde kahve ile içildiğinde kahvenin içine koyulabilecek zehirin cözülmesi maksadı ile kahvenin yanında su getirirlerdi ki,  
Türk Kahvesinin içine katılan zehir çok özellikli bir zehirdi ve sadece kahvenin içinde tutunabiliyordu ve diğer çeşitli içeceklerde ve yiyeceklerde kendini belli etmekte olduğundan sadece kahvenin içine katılmakta idi. Ayrıca Osmanlı döneminde Yemeklerin içine zehir ve benzeri maddelerin katılıp katılmadığı, yemeklerin sofraya getirilmeden önce testten geçirildiği yani bu iş için saraylarda insanların görevlendirilip bu pişen yemekleri ya da içecekleri tattıkları ve belli bir süreden sonra sofraya getirildiğide araştırmalar da yer almıştır. Kahve sıcak içildiğinden en etkili tesirli zehir ancak kahvenin içine katılabilirdi, insanların amacına ulaşabilmesi için bu dönemde. Kahvenin içine koyulan zehirinde sadece yanında getirilen bir bardak su ile çözüluyordu. Kahve ikram edildiğinde yanında gelen sudan sadece bir iki damla kahvenin içine damlatıldığında, kahve mavi bir renk alıyorsa işte bu kahve zehirli kahve idi . Eğer kahvede herhangibir renk değişikliği yoksa afiyetle ve güvenle içiyorlardı kahvelerini. padişahlar ve kardeşleri, hükümdarlar işte bu bir bardak su ile kendilerini koruyorlardı kendilerini bu tarz suikastlerden.
Kaynak: Uye oldugum bir mail grubuna geldi. 

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Galeta Unlu Tatlı

Bunu bir çay davetinde arkadaşım getirdi, çok beğendim, tarifini aldım. Hem çok lezzetli, estetik ve ağır olmayan bir tatlı. 
Malzemeler:4 tane yumurta,1 su bardağı tozşeker,1 su bardağı sıvıyağ, 1/2 su bardağı ılık su,1 su bardağı galeta unu,1 su bardağı ince öğütülmüş ceviz,1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya 
Şerbet Malzemeler:2 su bardağı tozşeker,1 su bardağı su 
Krema Malzemeleri: 1lt. süt, 3 çorba kaşığı un,1 paket vanilya,1 paket krem şanti 
Yapılış: Öncelikle şerbeti hazırlayalım çünkü onu soğuk kullanacağız. Şerbet için olan malzemelerimizi bir tencereye alalım ve 5-10 dakika kaynatıp ocaktan alarak soğumaya bırakalım. Artık kekimizi hazırlamaya başlayabiliriz: Yumurta ve şekerimizi bir kaç dakika çırptıktan sonra içine su, sıvıyağ, ceviz, galeta unu, vanilya ve kabartma tozunu ekleyelim. Harmanlayıp kare kek kalıbına dökelim. Önceden ısıttığımız 170 derece fırında 35-40 dakika pişirelim.  Arkadaşım keki yuvarlak bir kalıpla keserek sekil vermiş, artan keki ay çöreğinde kullanıyorum boşa gitmiyor dedi. Keki şekilli kestikten sonra üzerlerine  soğumuş şerbetimizi dökelim. Bir kenarda şerbetini çekmeye bırakalım. Kreması için tencereye unu ve sütü koyup pişirelim. Kaynayınca altını kapatıp vanilya ve toz haldeki kremşantiyi ekleyelim. Bir iki dakika karıştırıp şerbetini çeken tatlının üstüne dökelim. Dolapta bir kaç saat dinlendirip servis yapalım

10 Temmuz 2012 Salı

Zemzem Suyu Tarihi ve Sırları

Zemzem’in tarihçesine kısaca bakarsak; Hz. İbrahim (A.S), Cenâb-ı Hakk’ın emri üzerine hanımı Hacer Validemizi ve henüz süt emmekte olan oğlu Hz. İsmail’i bugünkü Zemzem kuyusunun bulunduğu yere bıraktı. O tarihte Mekke’de hiçbir insan yaşamıyordu. İçecek su da yoktu. Hz. İbrahim, hanımı ve oğlu için biraz hurma ve bir miktar da su bırakarak oradan ayrıldı. Yiyecek ve içeceğin bulunmadığı bu ıssız yerde kalmak Hz. Hacer’e çok zor geldi. Ancak, kendilerini oraya bırakmasını Hz. İbrahim’e Cenâb-ı Hakk emrettiğine göre düşünmek yersizdi. Çünkü rızkı veren Allah, kendilerinin durumunu da görüyordu. 

Bir müddet sonra Hz. İbrahim’in bıraktığı su bitti. Hz. İsmail ağlamaya, su istemeye başladı. Annesi de ne yapacağını şaşırdı. Süt yok ki emzirsin, su yok ki içirsin. Hz. İsmail’in ağlamalarına daha fazla dayanamadı. Safa Tepesine çıktı. Birini görebilmek ümidi ile sağa sola baktı. Kimseyi göremeyince de Safa ile Merve arasında koşmaya başladı. 

Yedinci defa Merve’ye çıktığında bir ses işitti. Hz. Cebrail (A.S) bir yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hz. Hacer buna çok sevindi. Suyun aktığını görünce “dur, dur” manasında “zem, zem” dedi ve su akmasın diye önünü kesti, havuz gibi yaptı. Bir taraftan da testisini dolduruyordu. Suyu aldıkça yerinde kaynıyordu. Testisi dolduktan sonra sudan içti ve Hz. İsmail’i emzirmeye başladı. 

Bu arada Cebrail (A.S) Hz. Hacer’e hitaben: “Sakın, ‘Helak oluruz, zarara uğrarız.' diye korkmayın. İşte şurası Beytullah'ın (Kâbe'nin) yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Cenâb-ı Hakk o işin ehlini zayi etmez.” dedi. İşte, Zemzem Kuyusunun ortaya çıkması bu şekilde oldu. 

Hz. Hacer suyun önünü kesmeseydi ve onu kendi halinde bıraksaydı, bu su bir ırmak olacaktı. Peygamberimiz (S.A.V) bir hadîslerinde bu hakikati şöyle beyan buyurur: Allah, İsmail'in annesi Hacer'e rahmet etsin. O, Zemzem'i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.

“İbrahim (A.S)’ın duası, Hacer’in teslimiyeti ve henüz küçük bir bebek olan İsmail (A.S)’ın hatırı için, Yüce Allah zemzemi böyle ortaya çıkardı. Zemzem, çok mübarek ve gıdalı bir sudur. Hz. Hacer ve Hz. İsmail, uzun müddet yemek yemeden bu suyla idare ettiler. Rivayet odur ki; Zemzem kuyusu ve Hz. İbrahim-oğlu Hz İsmail yapımı Kâbe’nin olduğu mübarek topraklarda Allah’ın emir ve yasakları yaşanmaz olup, Cürhüm kabilesi Allah’a isyan edince zemzem suyu kurur Tâ ki Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalip rüyasında zemzem kuyusunun yerini görene dek. Abdülmuttalip rüyasında gördüğü yeri kazar ve zemzem suyu tekrar çıkar. O günden beri Mekke’ye ziyarete giden hacılar bu sudan kana kana içer ve bu mukaddes sudan memleketlerine götürüp yakınlarına da ikram eder. Bu sebepledir ki; yaklaşık 4 bin yıllık bir geçmişe sahip olan zemzem kuyusunun suyu, dünyanın dört bir tarafına ulaşan tek su kaynağı olma özelliğini korur. Şimdi, zemzem kuyusu modern bir kent görüntüsünde olan Mekke’de, Kâbe’nin Hacer-ül Esved taşının bulunduğu köşeden on dört buçuk metre uzakta, yer altında bir odada bulunuyor. Hac farizasını yapmak için Kâbe’yi ziyarete gelen Müslümanlar sebebiyle, kuyudan her yıl bir milyon metreküp su çekiliyor. Bilim adamlarını hayrete düşürüyor. 
DIGER BIR KAYNAKTAN YAZI
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı, günümüz teknolojisindeki tüm araştırmalara rağmen çözülemiyor. Kaynağı bulunamayan suyun denizden 80 kilometre uzakta olmasına ve çevresinde başka hiçbir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması, araştırmacıları şaşkına çeviriyor. Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan hac mevsiminde milyonlarca hacı tüm su ihtiyacını karşılarken, su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyor. 
Açlığı gidermek için içenin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin de susuzluğunu gideren suyun esrarı bilim adamları tarafından inceleniyor. 
Avrupa'da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi. 
Amerika'da yapılan test sonuçlarına göre ise zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor. 
WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıkladı. 
Fakat diğer sulara göre çok daha besleyici ve mineral barındıran suyun kaynağı ise halen araştırma konusu. 
İŞTE ZEMZEM'İN BİLİM DÜNYASINI ŞAŞKINA ÇEVİREN ÖZELLİKLERİ 
  • Cenab-ı Hakkın İbrahim (a.s.)´a ikram ettiği bir nimettir. 
  • Zemzem Cennet pınarlarındandır. 
  • Harem-i Şerif´deki Ayat-ı Beyyinat´dandır. 
  • Hacıların muşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir. 
  • Yeryüzündeki en hayırlı sudur. Cibril-i Emin vasıtasıyla zuhur etmiştir. 
  • Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)´in kalb-i şerifinin defalarca yıkandığı sudur. 
  • Rasulullah Efendimizin mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur. 
  • Açları doyuran sudur. 
  • Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir 
  • Her derde devadir Hususiyle humma (sıtma)'ya şifadır. Baş ağrısını giderir. 
  • Gözün görmesini ziyadeleştirir. Ne niyetle içilirse ona devadır. 
  • Ona Bakmak ibadettir Ondan icmek gunahlara kefarettir 
  • Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır.

8 Temmuz 2012 Pazar

Limonun Faydalari

  • Antikanser ve antioksidan donanımlara sahiptir 
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir, gribal enfeksiyonlarda antibiyotik görevini görür 
  • Ateşi ve tansiyonu düşürmede yardımcı olduğu gibi kani da temizler 
  • Kalbi kuvvetlendirir, damar sertliği ve romatizmada faydalıdır 
  • Mide, barsak ve idrar yollarındaki mikropları oldurur 
  • Gıda zehirlenmesini önler 
  • İdrar söktürür, kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur 
  • Cilt güzelliğinde de etkilidir. Sivilceleri kurutur. Yüz çillerine faydalıdır. 
  • Dişleri beyazlatır ve diş etlerine faydalıdır. 
  • Çok sayıda vitamin, kalsiyum ve mineral barındırır 
Öneriler 
Limonun yarısını kullanmak, diğer yarısını saklamak istiyorsanız, yüzeyi kaplayacak şekilde tuz serpin. Daha sonra ince bir dilim olarak kesip kalanı kullanın. Limonun daha fazla su vermesini istiyorsanız kaynar suda bir sure bekletin. Limonu uzun sure taze olarak saklamak istiyorsanız, içi su dolu bir kapta bekletin ve bu suyu her gün değiştirin. Cildinize sürün, böylece deriyi terletir ve toksinlerin atılmasını sağlar. 
Kaynak; Lezzet dergisi.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Mucize Besinler


Beslenme tarzınızda ufak önlemler alaran sağlıklı bir yaşama ulaşabilirsiniz.Bağışıklık sistemini güçlendirmenin önemi, özellikle salgın hastalıklar döneminde giderek artarken, bunun en önemli yolunun sağlıklı beslenmeden geçtiği bildirildi. Sağlıklı beslenmek için sofralardan eksik edilmemesi gereken besin maddeleri ise badem, elma, yaban mersini, brokoli, kırmızı mercimek, somon, ıspanak, tatlı patates, sebze suyu, buğday tohumu şeklinde sıralandı.ABDnin önde gelen sağlık merkezlerinden Mayo Clinic tarafından hazırlanan ve internette yayımlanan listedeki bu 10 besin maddesinin iyi birer vitamin, lif, mineral kaynağı olması, A ve E vitaminleri, beta karoten gibi fitonütrien ve antioksidan bileşikler olması, kalp hastalığı başta olmak üzere diğer hastalıkların riskini düşürmesi ve düşük kalorili olmasi 

KALBIN EN IYI DOSTU BADEM
Mayo Clinic uzmanlarının, “gözyaşı” şeklinde tanımladığı bademin tam bir magnezyum, demir, kalsiyum, lif ve bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önleyen, vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden riboflavin içerdiği ifade ediliyor. Bademin bir porsiyonunda (23 adet) 75 miligram kalsiyum bulunuyor. Ayrıca, yine bir porsiyon badem, günlük alınması tavsiye edilen E vitamini ihtiyacının yarısını karşılıyor. Tüm kuruyemişler gibi badem en iyi bitkisel protein kaynaklarından biri ve kalbin “en iyi dostu”. Badem yağı doymamış yağ olması nedeniyle kandaki kolesterol düzeyini düşürmeye yardımcı oluyor.

KANSERİN DÜŞMANI, ELMA 
Elma, vücuda prostat, kolon ve akciğer kanser hücrelerini büyük oranda öldüren moleküler parçacıklar salan ve bu sayede kanserin vücutta ilerlemesine de engel olan pektin maddesinin “mükemmel” kaynağı olarak gösteriliyor. Elmada kandaki kolesterol ve glikoz düzeyini düşüren lifler bulunuyor. Taze elma aynı zamanda çok iyi C vitamini kaynağı ve hücreleri koruyan bir antioksidan. Ayrıca bağ dokusunu, damarları korumaya ve demir emilimini sağlamaya yardımcı oluyor. 

KUVVETLİ ANTİOKSİDAN VE VİTAMİN ZENGİNİ BROKOLİ
Brokoli, iyi birer kalsiyum, potasyum, folik asit ve lif kaynağı olmasının yanında kalp hastalığı, diyabet ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıkların önlenmesine yardımcı olan fitonütrienler içeriyor. A ve C vitamini içeren brokoli, ayrıca hücre koruyucu antioksidanlar ihtiva ediyor 

SAĞLIKLI YAŞLANMA İÇİN YABAN MERSİNİ
Yaban mersini zengin bir fitonütrien bitkisel bileşik olarak gösteriliyor.Kızılcık gibi yaban mersinindeki fitonütrienler idrar yolu enfeksiyonları önlemeye yardımcı oluyor. Yaban mersini hafızayı güçlendirmeye yardımcı olurken, sağlıklı yaşlanma için vazgeçilmez bir besin olarak gösteriliyor.Yaban mersini ayrıca düşük kalorili lif ve vitamin kaynağı. 84 kalori olan 1 fincan taze yaban mersini 3,6 gr lif ve 14 gr C vitamini iceriyor.

MERCİMEK KALBİN DOSTU, KANSERİN DÜŞMANI
Kırmızı mercimek iyi bir demir, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır ve merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynayan thiamin (B1 vitamini) kaynağı.Düşük kalori ve yağ içeren, protein ve lif kaynağı olan kırmızı mercimek, aynı zamanda kalp hastalığı ve kanser gibi kronik hastalıkları önleyen fitonütrien içeriyor. 

SOMON, MÜKEMMEL BİR PROTEİN VE OMEGA-3 KAYNAĞI 
Somon kalp krizini önleyen Omega-3 yağ asitleri açısından mükemmel bir kaynak. Omega-3, ani kardiyak ölümlere neden olabilen düzensiz kalp atışlarını önlüyor, trigliserid düzeyini düşürüyor, arter plaklardaki tıkanmanın büyümesini önlüyor, kan basıncını düşürüyor, inme riskini azaltıyor. Mükemmel bir Omega-3 kaynağı olmasının yanı sıra somon, düşük kolesterol ve doymuş yağ içeren mükemmel bir protein kaynağı olarak gösteriliyor. 

ISPANAK BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR, SAÇLARI VE CİLDİ GÜZELLEŞTİRİYOR
Ispanak yüksek oranda vitamin A ve C ve folik asit içeriyor. Vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden bir vitamin olan riboflavin içermesinin yanı sıra, aynı zamanda B-6 vitamini, kalsiyum, demir ve magnezyum açısından iyi bir kaynak.İçeriğindeki bileşikler bağışıklık sistemini güçlendirirken, sağlıklı saç ve cilt için de yardımcı oluyor. 

KANSER VE YAŞLANMA KARŞITI, TATLI PATATES 
Tatlı patatesin koyu turuncu-sarı renginin yüksek antioksidan ve beta karoten seviyesini gösterdiği bildirildi. Patatesteki A vitaminin yapı taşı olan beta karoten, yaşlanmayı yavaşlatıyor, bazı kanser risklerini önlüyor. İyi bir lif kaynağı olan patates, B6, C ve E vitaminleriyle folik asit ve potasyum ihtiva ediyor.Tüm sebzeler gibi tatlı patates de düşük yağ oranı ve kalorisiyle beslenme programının “olmazsa olmazı” şeklinde gösteriliyor. Küçük bir tatlı patateste sadece 54 kalori bulunuyor. 

BUĞDAY TOHUMU BEYNE, CİLDE VE SİNDİRİME İYİ GELİYOR 
Cok önemli bir tahıl çeşidi olan buğdayın çok küçük bir parçası bile vitamin B-3 olarak da bilen ve yağ, protein ve karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesinde rol oynayan, beyin fonksiyonları, sağlıklı cildin korunması ve sindirim sistemi için önemli bir vitamin olan niasin zengini olarak tanımlanıyor.B1 vitamini olarak bilinen ve merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynayan, zihinsel fonksiyonun korunmasını sağlayan, yetersiz alınması durumundaysa gözlerde güçsüzlük, zihin bulanıklığı yaratan thiamin, buğday tohumunda bolca bulunuyor.Bu besin maddesi aynı zamanda bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önleyen, vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden riboflavin, E vitamini, folik asit, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko açısından çok konsantre bir kaynak olarak gösteriliyor. Buğday tohumu protein, lif ve bazı yağlar da içeriyor. 

Kaynak: Sabah Gazetesi 

6 Temmuz 2012 Cuma

Sakızlı Fırın Sütlaç

                          
Süper bir tatlı bence. Yemek sonrası veya tatlı kriziniz geldiği zaman iyi bir seçenek. 
Malzemeler: 1 lt sut, 1 su bardağı süt, 4 çorba kaşığı mısır nişastası, 1 parça damla sakızı, 2 çorba kaşığı pirinç
Yapılış: Tenceremize sütü koyalım ve ocağa alalım. Kaynamak üzereyken şekeri ve damla sakızını ilave edelim. Ayrı bir tencerede haşlamış olduğumuz pirinçleri dahil edelim. Birlikte tüm malzemeyi kaynatalım. Bir kâse içinde bir miktar suyla nişastayı açalım. Kaynamakta olan harca yavaş yavaş dökelim. Kıvamı çok katı olmasın. Hazırladığımız sütlacı toprak kâselere dolduralım. Fırın kabımıza kâseleri dizelim ve kâselerin yarısını geçecek şekilde su dolduralım. Önceden ısıttığımız fırında üzerleri kızarana dek pişirelim.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Arpa Şehriye Salatası

Daha önce yayınladığım pirinç salatası gibi buda süper, Yapılışları aynı zaten, Yapımı çok kolay, yiyenler çok beğendi. İçe koyulan malzeme evde bulunanlara göre değişiklik gösterebilir. 
Malzemeler: 1 paket arpa şehriye, 5 adet salatalık turşusu, 1/2 demet maydanoz, 2 orta boy kuru soğan, 2 yemek kaşığı kuru tarhun, 1/2 demet dereotu, 2 küçük rendelenmiş havuç, 2 adet kırmızı taze biber, 1 cay bardağı sıvı yağ 
Yapılış: Öncelikle arpa şehriyemizi yıkayalım. Daha sonra kaynar tuzlu suda pişirelim ( biraz diri kalsın). Rende havuç ince ince doğranmış kırmızıbiberimizi ve rende kuru soğanımızı bir tavada sıvı yağımızla çok az kavuralım. Tursumuzu ve maydanozumuzu ince ince doğrayalım. Geniş bir salata kabına haşlanmış arpa şehriyemizi alalım, üzerine tursu, maydanoz ve tavada hafifçe sotelediğimiz sebzeleri ve tarhunumuzu ekleyelim ve iyice karıştıralım.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Hurma ve Insan Arasindaki Mucize Benzerlikler

Dunyada ne kadarda cok mucize var. Bakmasini ve Gormesini Bilene tabiki ........Allah(c.c) Hz.Adem’i yaratacağı zaman meleklere Hz. Adem’in toprağını bir eleğe koymalarını emretti. Elendikten sonra saf ve ince olanından Hz. Adem yaratıldı. Elekte geriye kalan kısımdan da hurma yaratıldı. Nakhle “elekte kalan” anlamını taşır. Hz. Adem’in toprağından geriye kalan anlamında hurma ağacına nakhle denmiştir. O yüzden hurma ağacı halamız sayılır denmiştir. Hurma ağacı incelendiğinde insana ne kadar çok benzediği anlaşılmaktadır. Hurma ağacının insana benzemesi hususunda Peygamber Efendimizin(s.av) de hadis-i şerifleri bulunmaktadır. 


 Hurma ve Insan arasındaki şaşırtıcı benzerlikler

  • İnsan da hurma da dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler. 
  • Bebek hurmalar, filizlerinin alindigi anne hurmanin yakinina yani gorus alanina dikilmezse kurur, ayni sekilde anne hurmada boyle bir is yapilirsa bir daha meyve vermez.
  • Disi hurmalar kadinlarin genelde ergenlik donemine girdigi yas olan 13-14 yasinda meyve vermeye baslar 
  • Hurmada da insandada erkeklik ve dişilik vardır.
  • Hurmada insanda ancak döllenme ile çoğalır ve meyve verir.
  • Hurmanin Erkeklik poleni kokusuyla insanın meni kokusu aynıdır. 
  • Hurmaninda da insaninda kafaları kesildiğinde ölürler. 
  • Insanin kalbi hurmaninda govdesi kuvvetli darbeye maruz kalirsa olurler İnsanın cismindeki kıllar ve saçlar gibi hurma ağacında da lifler vardır. 
  • Insan vucudunun ihtiva ettigi butun elementleri hurmada ihtiva eder İnsanın şiddetle suya ihtiyacı olduğu gibi onunda çok bol suya ihtiyacı vardır. 
  • Ömrü ortalama insan ömrü kadardır. 
  • Yavrulaması insanın ortalama yavru adedine denktir. 
  • Gençlik ve ihtiyarlık yaşları da insanın yaşlarına benzer. 

Özellikle hurmanın döllenmesinin ve yavrulamasının aynen insan gibi olması nedeniyle çok ilgi çekicidir. Döllenme olayı kış mevsiminde meydana gelir. Erkek hurma ağacından alınan polenler(tal) bir yerde kurutulur. Sonra dişi hurma ağacının tepesinde bir yarık açılmaya başlar. Bu yarık bölgeye belli oranda tal denilen kurutulmuş polenler konulur ve üzeri zarar görmeyecek bir şekilde sarılır. Böylece döllenme işlemi tamamlanır. 60 yaşından sonra da artık ya meyve vermez ya da çok az meyve verir hale gelir.İnsana bu kadar benzemesi çok ilginç ve şaşırtıcıdır. Kaynak: Alinti

3 Temmuz 2012 Salı

Labneli Poğaça

Bu tarifi uye oldugum yemek grubu mailine figen karavas hanim gonderdi. Dun katilacagim bir toplanti icin icimden degisik birseyler yapmak geldi. Denedim, cok guzel oldu. Tavsiye ederim. 
Malzemeler: 250 gr tereyağı,1 paket labne peyniri, 2,5-3 bardak kadar un, 1 paket kabartma tozu 
İç malzemesi;Peynir ( ben bez tulum koydum, maydonoz koymadim)
Üzerine: yumurta sarısı ve susam 
Yapilis: Oncelikle tereyağı ve labnemizi birbiri ile özleşinceye kadar karıştıralim. Unu, kabartma tozunu ve tuzu ekleyip iyice yoguralim.Hamurdan küçük parçalar kopartın, elinizde yuvarladıktan ortasina iç malzemeden koyarak kapatalim.Üzerine yumurta sarısı sürelim ve susam serptikten sonra 175 derecedeki onceden isittigimiz firinda 20 dakika pisirelim.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Tavuk Diye Ne Yemisiz

Tavuk diye ne yemişiz! Gıda sahtecilerine karşı sürdürülen mücadele devam ederken; yeni hileler ortaya çıkıyor. Son olarak da tavuktan yapıldığını sandığımız nugget, köfte, dürüm, sosis ve salam gibi işlenmiş ürünlere kemik, kemik zarı, kan ve sakatat karıştı.
Türkiye Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu (Yesidef) Trakya Sorumlusu, Gıda Mühendisi Selim Sücüllü, çarpıcı açıklamalarda bulundu: "Bazı firmalar, tavuğun piyasa değeri olan ürünleri alındıktan sonra kalan, kemik, kemik zarı gibi kısımları öğütüyor. Kemikleri unlaştırıyor. Kemikle birlikte tavuğun kanı da ürüne karışıyor. Bunlardan mekanik kıyma elde ediyorlar. Rengi de tavuk etine benzesin diye pembemsi gıda boyası ile boyanıp, piyasaya sürülüyor."
Bakteri Yuvas
ı
Atık parçalarda aşırı bakteri olduğunu, bunun için de ürünlerin işlenmeden önce amonyak ve türevleri ile yıkandığını söyleyen Sücüllü, "Bu şekilde sağlığımızla oynanıyor" dedi.
Karaci
ğer Iflas Ediyor
Üzeri bakteri toplayan ürünler amonyakla yıkanıyor. Bu da karaciğerde birikme yapıp, zamanla işlevini yitirmesine yol açıyor.
Kaynak: Sabah Gazetesi

Kakaolu Catlak Kurabiye

Tarifi bir arkadaşımdan aldım, oda sanırım Oktay ustanın tariflerinden yapmış. Özellikle çocuklar bayıldı bu kurabiyeye. Hepsinin söylediği çikolatalı kurabiyeyi çok beğendik oldu. İçinde çikolata yok ama kakao ve yumuşaklık çikolata var zannettiriyor herhalde. 
Malzemeler: 2 adet oda sıcaklığında yumurta, 1 paket vanilya, 2 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu, Yarım su bardağı toz şeker, 5 yemek kasığı tereyag,1 kahve fincanı kakao, kurabiyelerin üzerine 1 su bardağı pudra şekeri
Yapılışı: Derin ve geniş bir kâseye önce yumurtayı, kabartma tozunu ve sıvı yağımızı alalım, iyice çırptıktan sonra pudra şekeri haricindeki tüm malzemeleride ekleyerek iyice yoğuralım. Hamur elinizde dağılırsa sakin un eklemeyin. Hamurumuzu iyice yoğurduktan sonra streç filme saralım ve buzdolabında 2 saat kadar dinlendirelim. Daha sonra hamuru buzdolabından çıkartalım ve ceviz büyüklüğünde parçalar kopartarak yuvarlayalım ve pudra şekerine bulayalım. Hafifçe yağladığımız tepsiye dizelim. Önceden ısıttığımız 170 derecelik fırında 20 dakika pişirelim.