Sayfalar

Unutmayin-Don't Forget

Yemek Resimlerini daha canli ve net izlemek isterseniz tam uzerlerine tiklayin. ( Please click on the pictures to see the bigger)
Tariflere yorum yapabilirsiniz, sizde tarif gonderebilirsiniz: semcayhan@gmail.com
Isminizle yayinlayabilirim ( You can make comments to recipes): semcayhan@gmail.com
Daha Onceki Kayitlar icin en sag taraftaki kategorilere bakmayi unutmayin ( Please see the categories ( at right side) to see the previous recipes
Uye ol kisminda sag alt ta ..uye olursaniz..guncellemeler size otomatik gelir ( If you will be member , all uptades will come automatically to you ( see the follow part: right side)

31 Aralık 2012 Pazartesi

Maya larin Meshur Ettigi Sirince Köyü-Izmir/ Famous Sirince Village of Izmir, Turkey



27 Aralık 2012 Perşembe

Susamli Kek



Malzemeler: 1.5 su bardağı toz seker, 3 yumurta, 1 su bardağı sivi yag, 1 sise soda, 2 su bardağı un, 1 Su Bardagi Bugday Nisastasi, 2 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya, 1 yemek kaşığı kakao, Uzeri icin susam.
Yapılıs: İlk olarak yumurtalarımızı şekerimizle  iyice çırpalım ve sonra kakao hariç bütün malzemeleri ekleyelim. Karışımımızın 1/3 üne kakao ekleyelim ve iyice karıştıralım. Kek kalibimizi 1 kaşık tereyagi veya sıvı yağla yağlayalım ve susamimizin tamamini kalibimiza dokelim. Karisimimizin sade olan kisminin yarisini kalıba dökelim. Bunun uzerine 1/3 lük kakaolu kısmı gelisiguzel dokelim. Uzerinede kalan sade kismi dökelim. Önceden isitilmis firinda (175 C de) 45-50 dakika pişirelim.Servis tabagina ters cevirerek cikaralim. Susamlar keke yapisik olarak cikacaktir. 


24 Aralık 2012 Pazartesi

Meyvelerin Guzelliklerinden

Bize sunulan ne kadarda muhtesem seyler var..Insan yemeye kiyamaz...Bozcaadanin Muhtesem Kara Uzumleri...Ah yaz mevsimi ..simdiden ozledim seni...

23 Aralık 2012 Pazar

Sultan Sarması


Malzemeler: 4 su bardagi süt, 1 su bardağı şeker, 1 su bardağı un, 3 yemek kaşığı) kakao, 1 tatlı kaşığı tereyağı, 1 paket vanilya, 1 poşet krem şanti, 1 su bardağı süt (krem şanti için), Tepsi için bolca hindistancevizi

Yapilis: Ilk olarak borcamimiza veya fırın tepsisine tepsiyi tamamen kaplayacak sekilde hindistancevizi serpelim. Diger yandan süt, un, şeker ve kakaoyu derin bir bir tencerede karistirarak kivamini alana kadar kaynatalim ve ocaktan alalim.Tereyağını ve vanilyayı ekleyip mikserde 3-4 dakika çırpın. Hindistancevizli fırın tepsisine muhallebimizi yavas yavas hindistancevizinin üzerine dökelim ve sogumaya birakalim. Muhallebi soğuyunca tepsiyi buzdolabına koyalim ve 2-3 saat bekletelim. Muhallebimiz sogurken ara sosumuzu hazirlayalim. Krem şantiyi sütle çırpalim ve muhallebinin uzerine kasikla incecik yayalim ve tekrar dolaba alıp birkac saat dinlendirelim. Daha sonra irice kare dilimler halinde muhallebiyi keselim ve rulo şeklinde saralim. Uzerine bolca hindistancevizi serperek susleyelim.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Muhallebili Kek-Sosyete Kek



Kek Malzemeleri ve Yapimi
3 yumurta, bir su bardağı sıvı yağ, bir su bardağı günlük süt, 3 su bardağı un, 2 su bardağı şeker, 2 paket kabartma tozu, 1 paket şekerli vanilin, 2 çay bardağı hindistan cevizi, 2 yemek kasigi kakao,1 yemek kaşığı tereyağ yoksa margarin, 
Kek için tüm malzemeleri once yumurtalardan baslayarak çırptiktan sonra yağlanmış kare fırın kabına dökerek önceden ısıtılmış 180 derece fırında 40 dakika kadar pisirelim.

Keki ıslatmak için: 1,5 su bardağı ılık su, 2 yemek kaşığı nescafe, 2 yemek kaşığı şeker
Neskafemizi sekerle birlikte ilik suda eritelim ve kekimizi firindan cikarttiktan 10 dakika kadar sonra kekin üzerine dökelim.

Muhallebi Malzemeleri ve Yapimi: 4 su bardağı süt, 4 yemek kaşığı un, 5 yemek kaşığı şeker, 1 paket 200 ml lik krema ( kucuk paketler)
Uzerini Suslemek Icin: Tarcin

Derin bir tencerede krema haricindeki malzemeleri karistirarak muhallebi yapalim. Ocaktan aldiktan sonra içine kremayi ekleyelim ve 2-3 kez karistiralim. Daha sonra 10 dakika kadar sogumasi bekleyelim. 
Soguyan yani artik ilik hale gelen kekimize once nescafeli karışımi dokelim. Daha sonra kekin ustunu tamamen muhallebi ile kapatalim.Uste tarcin serpelim. Buzdolabına kaldırıp 2-3 saat soğuduktan sonra servis yapalim..



.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Ispanaklı Börek





Malzemeler: 4 yufka, Yarim kilo ispanak, 3 yumurta, 1 cay bardagi yogurt, 1,5 cay bardagi sivi yag, karabiber, tuz, 2 ortaboy sogan, 3 dis sarimsak.

Yapilis: Soganimizi ve sarimsaklari dograyalim ve yarim cay bardagi siviyagla kavuralim. Uzerine yikayip dogradigimiz ispanagimiz, karabiberi ve tuzu katarak kavuralim. Yagi, yogurdu ve yumurtalari bir kasede iyice cirpalim. Yufkamizin birini yagladigimiz firin tepsimize serelim, hazirladigimiz sostan her yerine dokelim. Ikinci yufkayi uzerine serelim. Kavurdugumuz ispanakli harci ikinci yufkanin uzerine iyice yayalim. Uzerine yine iki yufka kapatalim ve herbirini soslayalim. En ustteki yufkaya yumurta sarısı sürelim. Fırına vermeden önce böreği dilimleyelim. Onceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında alti ve ustu kizarana kadar pişirelim. 
Not: Resimde yarisi peynirli borek...Onun tarifinide ekleyecegim insallah

9 Aralık 2012 Pazar

Açma


Malzemeler: 6 su bardagi un, 1 paket maya, 1 su bardağı ılık süt, 4 tatli kaşığı toz şeker, 2 adet yumurta (sarılarını ayırın, üzerlerine süreceksiniz),1.5 tatli kasigi tuz, 1 tatlı kaşığı mahlep, 

Yapılışı: Ilk olarak sutumuzu ilitalim ve mayayı ekleyerek eritelim daha sonrada sekeri ekleyelim. Genis ve derin bir kaba unu alalim ve tum malzemeleri ekleyelim. Kivama gore ekleyecegimiz su miktarini ( ilik olmali) ayarlayalim, hamur kulak memesi kivamina gelinceye kadar yoguralim, kivama gelince yarim saat kadar bekletelim. Daha sonra hamuru dörde bölelim ve her bir bezeyi rulo haline getirelim. Rulolarıda 3-4 parçaya ayıralim. Hamuru saç örgüsü gibi kıvırarak acma sekli verelim. Hafifce yagladigimiz tepsiye dizerek üzerlerine yumurta sarısı sürelim ve isterseniz corekotu serpebilirsiniz. 170 derecede üzerleri kızarana kadar pişirin

4 Aralık 2012 Salı

Elmalı Tart


Malzemeler: 125 gr tereyağ yoksa margarin ,2 yumurta,1 cay bardağı toz şeker, 1 paket vanilya, 2 su bardagi un
Uzeri icin: 4 adet büyük boy elma, 4 yemek kaşığı toz şeker, 1 çorba kaşığı tarçın, 1 yemek kasigi tereyagi 
Yapilisi: Tereyagimizi eriterek derin bir kaba alalim icine yumurtalarimizi, şekeri, vanilya ve unu karıştırarak kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edelim. Hamurumuz 15-30 dak dinlensin. Hamurdan bir parça ayıralim ( Kafes icin). Kalanını yağlanmış, unlanmış, pudra şekeri serpilmiş tart kalıbımiza ( ben borcam kullanmiyorum cunku alti pismiyor ayrica pisirmek gerekiyor) yayalim. Elmalarimizi rendeleyelim ve teflon tavada tarçın ve şekerle birlikte suyunu birakip cekene kadar pişirin.  Tart kalibimizdaki hamurun üzerine bu elmali karisimi yayalim. Ayırdığımiz hamurla en uste kafes yapalim. Önceden ısıttigimiz 180 derece fırında pişirelim. Pistikten ve soguduktan sonra uzerine pudra sekeri serpererek servis yapalim.

29 Kasım 2012 Perşembe

Zeytinyagi Herseye Deva


Zeytinyağı evimizle, ahalimizle, güzelliğimizle yani her şeyimizle ilgileniyor. Belki de yüzyıllardır bu yüzden vazgeçilemeyen bir tutku. Amerikalı yazar Carol Firenze de, zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu keşfeden bir araştırmacı. Tüm deneyimlerini “Zeytinyağı Tutkusu” kitabında bir araya getiren yazar, bu tutkunun peşinden öylesine gitmiş ki, Mısır piramitlerinin sırrının zeytinyağıyla ilgisi olduğu nu söylüyor.

Zeytinyağı özel bir gıda. Sağlık için sayılamayacak kadar çok yararı var. Bu nedenle olsa gerek Ege ve Akdeniz kültüründe büyüyenler için olmazsa olmazdır. Mobilyaların temizlenmesinden bebeklerin bakımından evcil hayvanların beslenmesine, çok özel yemek tariflerinden yüz maskelerine kadar pek çok alanda işe yarıyor. 3 bin yıl yaşayabilen belki de tek ağaç.

Gövdesi yok olsa bile kökü yeniden filizleniyor. Bereketli mi bereketli. Ama yine de çok az insan bu bereketinin farkında. Semavi dinlerde de zeytine kutsallık atfedilmiş. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas), bir hadisinde, zeytinyağının yetmiş hastalığa faydasını ifade eder. Zeytinyağına tutkuyla bağlananlardan biri de Amerikalı yazar Carol Firenze.

Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her şeyde kullanılabiliyor olmasına, kısacası her şeyine tutkun. Firenze, Amerika’daki “Zeytinyağı Tutkunları Kulübü”nün kurucusu. Komili’nin katkılarıyla LEda Yayınları’ndan çıkan “Zeytinyağı Tutkusu” kitabının da yazarı.

Firenze, İtalya’daki Carli Zeytin Ağacı Müzesi’ndeki bilgilere göre bir yetişkinin bir yıl boyunca spor, kişisel temizlik ve tedavi gibi sebeplerle kullandığı zeytinyağı miktarının ortalama 55 litre olduğu bilgisini de okuyucularıyla paylaşıyor. Carol Firenze, kitabında yüzyıllardır sırrı çözülemeyen mimari harikası Mısır piramitlerinin ardındaki sırrın, piramitleri oluşturan taşların hareketini kolaylaştıran maddenin, zeytinyağı olma ihtimalinden de söz ediyor. Olur mu olur! Bu özel gıda, kendisiyle ilgisi olmasa dahi “Zeytinyağı gibi üste çıkmak” deyimini hiç hak etmiyor.


En iyi tıraş köpüğü, zeytinyağı 

Piyasada erkekler için sayısız tıraş köpüğü var. Ama Carol Firenze, en iyi tıraş losyonunun zeytinyağı olduğunu iddia ediyor. Zeytinyağı, yüzünüzü yumuşatmada ve rahatlamada bire bir. Hem de basit kesik ve sıyrıkları da tedavi etme özelliğine sahipmiş. Bir dahaki sefere yeni bir kozmetik almadan önce zeytinyağı ile tıraş olmayı deneyebilirsiniz. Carol Firenze nasıl tıraş olacağınızı da tarif ediyor:

* Yüz kıllarını mutlaka profesyonel kesim aleti yardımıyla kısaltın.
* Yüzünüzü öncelikle sıcak havlu koyarak yumuşatın.
* Daha sonra zeytinyağı ile ovun ve birkaç dakika bekleyin.
* Jilet veya elektrikli tıraş aletiyle saç ve kılların yönünü dikkate alarak tıraş edin, ara sıra su serpmeyi unutmayın.
* Zeytinyağını yeniden sürüp tıraş ettiğiniz yeri ters istikamette tekrar tıraş edebilirsiniz.
* Tıraştan sonra yüzünüze soğuk ıslak havlu bastırın. Kurulayın ve tıraş losyonu sürün.


Altın sıvının şaşırtan yararları 


* Şaşıracaksınız ama, havadaki sigara dumanını ve kirliliği temizleme yollarından biri de zeytinyağı kullanmak. Zeytinyağına bandırılmış pamuk ya da keten fitilleri yakarak odanızın havasını değiştirebilirsiniz.
* Astım hastalığı olanlar zeytinyağı kandillerini rahatlıkla kullanabilir.
* Yumuşak bir bezin üzerine birkaç damla zeytinyağı dökün ve değerli takılarınızı ovun.
* Kızartma tavalarınızı asla bulaşık makinesinde yıkamayın. Elde yıkayıp, bir havluyla kuruladıktan sonra zeytinyağıyla iyice ovarsanız ömrünü uzatırsınız.
* Eğer bir balık tutkunuysanız, oltanızın ucuna ve ipine sertleşmemesi için zeytinyağı sürebilirsiniz.
* Evinizdeki büyük yapraklı bitkilere ya da çiçeklere ayda bir kez, bir tatlı kaşığı zeytinyağı dökerseniz hem canlanır hem de beslenmiş olur.
* Sıkışan fermuarlarınızı zeytinyağı ile çözebilirsiniz.
* Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmıyor. Yaz mevsimindeyiz, aklınızda bulunsun.
* Doğumda sonra oluşan çatlaklar zeytinyağı sürüldüğünde büyük oranda yok oluyor.
* Bebeğinizin ıslak mendilini kendiniz yapabilirsiniz.

Kaynak; Uye oldugum mail grubuna gelen bir yazi

27 Kasım 2012 Salı

Pirinçli Borek

Malzemeler; 1 paket yufka,1 su bardağı süt, Yarim su bardağı sıvıyağ,1 tane yumurta, corekotu
İç Malzemeleri İçin: 200 gram orta yağlı kıyma, 1 tane kuru soğan, 1 su bardağı haşlanmış pirinç, Tuz, Karabiber, Nane, Sıvıyağ
Yapilisi: Oncelikle kıyma ve soğanımizi kavuralim.İçine tuz,baharat ve haşlanmış pirincimizi katıp karıştıralım. Karisimi soğumaya bırakalım.Yufkalarımizi 8 er ucgene bölelim.Bir kasede süt ve sivi yağı karıştıralım. Bir üçgen yufkaya sütlü karışımı sürüp ucuna harctan koyup sigara boregi seklinde saralim.Bütün yufkalara aynı işlemi yaptıktan sonra üstüne yumurta sarısı sürelim ve corekotu serpelim. 180 derecede pisirelim.

25 Kasım 2012 Pazar

Asure


Malzemeler: 1 gece onceden islatilmis 2 su bardaği aşurelik buğday, 1 gece onceden islatilmis 1 su bardağı fasulye, 1 gece onceden islatilmis 1 su bardağı nohut, 1 çorba kasesi ince ince dogranmis kuru kayısı, 1 çay bardağı kuş üzümü. 2 adet portakal kabuğu rendesi, Toz şeker ( ben cok tatli sevmedigim icin tadina gore ayarliyorum, 3 su bardagi bana yetiyor) , Su

Üzeri İçin Malzemeler: Tarcin, Nar taneleri, kavrulmus findik, kus uzumu, dovulmus ceviz

Yapilis: Bir gece onceden islattigimiz fasulye, nohut ve bugdayi duduklu tencereye alalim. Üzerini geçecek kadar su ekleyerek haşlayalim. Haslanmis baklagilleri suzelim ve baska tencereye alalim uzum ve sekeride ekleyip 10 dakika  kaynatalim. En sonunda kayısı ve portakal kabuğu rendesini de ekleyelim.Su miktarini kivama gore ayarlayabilirsiniz. Asureyi ocaktan alinca katilasmadan servis kaselerine koyalim. Biraz soguduktan sonra uzerine tarçın, fındık, fıstık, kus uzumu ve nar taneleri ile süsleyerek servis yapın.

22 Kasım 2012 Perşembe

Sütlü Kadayıf

Malzemeler: 500 gr tel kadayif, 3 su bardagi toz seker, 3 su bardagi süt, 2 su bardagi iri dovulmus ceviz ici, 250 gr tereyagi, 1 paket vanilya

Yapilis: Sutle tozsekeri karistirarak kaynatalim, ve vanilyayida ekleyerek sogumaya birakalim. Sutu sogurken kaymak tutmamasi ara sira karistiralim. Kadayiflari tel tel ayiralim ve eritilmis ilik tereyagini uzerine dokerek her yerini yaglayalim. Yaglanmis tepsiye kadayifin yarisini yayalim. Cevizi bu yarisinin uzerine yayalim. Kalan kadayiflaride uste yayalim ve elimizle bastirarak kadayiflari sıkıstıralım. 180 dereceye ısitilmis firinda kizarana kadar pisirelim. Cikar cikmaz uzerine sogumus serbetimizi azar azar dokelim. Afiyet olsun

20 Kasım 2012 Salı

Muhallebili Gullac



Malzemeler: 8 yaprak güllaç, 6 su bardagi süt, 1 paket vanilya, 1 su bardagi hindistan cevizi


Muhallebi Malzemeleri: 3,5 su bardagi süt, 1 su bardagi toz şeker, 2 yemek kasigi nisasta, 1 çorba kasigi pirinç unu, 2 yemek kasigi krema ( zorunlu degil, ben lezzet versin diye katiyorum)

Suslemek Icin: 1 nar

Hazirlanis:Once muhallebiyi hazilayabiliriz: Sutumuzu derin bir tencereye alalim ve icine şekeri, nişastayı, pirinç ununu ilave ediyoruz. Karistirarak psiirelim, Kıvamı koyulasinca kremamizida ekleyelim. Biraz daha karıştırdıktan sonra hazir olan muhallebimizi ocaktan alalim. Güllaçımızı ıslatacağımız sütü de ayrı bir tencereye alalım, şekeri, vanilyayıda ilave edelim. Sütümüzü biraz ısındıktan sonra ocaktan alalim. Borcamiziza bir kat güllaç yerleştirelim.Üzerine bir kepçe sütü dökelim.Üzerine hindistan cevizi serpelim. Kirik gullac yapraklarini aralara koyabiliriz.4 kat güllaç yaprağımizi aralarına süt ve hindistan cevizi dökerek yerleştiriyoruz. Güllaç sütü birazcik çekince üzerine muhallebimizi dokelim ve butun yuzeye muhallebiyi iyice dagitalim.  Kalan gullac yapraklarıni da kat aralarına aynı sekilde süt ve hindistan cevizi dökerek üstüste yerleştirelim. Uzerini nar taneleri ile susleyelim. Tatlimizi soguyana kadar biraz bekletelim. Daha sonra dolaba alalım. 

Bir Tablo: Domates Kurutmak


18 Kasım 2012 Pazar

Havuclu ve Hashasli Kek

Malzemeler:
2 su bardagi seker, 3 yumurta, 1 su bardagi sıvıyağ, 1 su bardagi gunluk sut, 3 su bardagi un, 1 su bardagi kiyilmis ceviz, 4 adet orta boy havuç ( rendelenmis), 1 kahve fincanı haşhaş, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya
Yapilis: Yumurtalarımızı derin bir kaba kıralım ve iyice çırpalım, şekerimizi, sütümüzü ve sıvı yağımızı ekleyelim ve biraz daha çırpalım. Daha sonra unumuzu, kabartma tozunu, vanilyayi da ekleyelim ve iyice karistiralim. Son olarak rende havucumuzu, cevizi ve haşhaşı ekleyelim ve yağlanmış kek kalıbımıza dökerek 180 derece fırında 30-35 dakika pişirelim.
Benzer Tarifler
Çayli Kek
Tahinli Kek
Tarcinli Islak Kek
Pratik Havuclu Kek
Çaylı Kek
Susamli Kek
Kakaolu Islak Kek

16 Kasım 2012 Cuma

Gunun Sozu-En Iyi Ol


Eger zirvede cam olamazsan,
Vadide bir cali ol.
Derenin yanindaki en guzel cali sen ol,
Agac olamazsan kuçucuk bir cali ol.
cali olamazsan bir parca cimen ol,
Susle, senlendir  bir yol kenarini.
Balina olamazsan kucucuk bir balik ol,
Ama govdeki baliklarin en kivrak olani.
Hepimiz kaptan olamayiz, tayfalar da olacak
Hepimiz icin yapacak bir seyler var dünyada.
Buyuk isler de var kucuk isler de,
Yapmamiz gereken sey yanibasimizda.
Anayol olamazsan ol bir patika,
Gunes olamazsan ol bir yıldız,
İster büyük ol ister kucuk,
Her zaman en iyi ol yalniz.

Douglas Malloch

14 Kasım 2012 Çarşamba

CheeseCake In Tarihcesi

Kelime anlamı “peynirli kek” olan cheesecake, dünya mutfağı için yeni bir lezzet değildir. Öyle ki, tarihi Antik Yunan’a kadar dayanır. M.Ö. 776’da ilk Olimpiyat oyunlarında atletlere minik cheesecake’ler verilirmiş. Roma İmparatorluğu’nun Yunanistan’ı işgaliyle beraber, tatlının tarifi de Romalılara geçmiş. Buradan da tüm Avrupa’ya yayılma imkânı bulmuş ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden göçmenlerle de tarif Amerika kıtasına taşınmış. Günümüzde ise cheesecake tarifleri ülkeden ülkeye farklılıklar gösterecek şekilde değişmiştir.

Cheesecake’ler, yapımında kullanılan malzemelere ve üzerine dökülen soslara göre de oldukça farklılık gösterir ama değiştirilemeyecek tek bir malzeme vardır, o da peynirdir. Bununla birlikte kullanıldıkları ülkelere göre peynirler de farklılık gösterirler. New York stilinde genelde krem peynir, özellikle de Philadelphia marka krem peynir kullanılırken; İtalyan stilinde daha çok ricotta peyniri kullanılır. Almanlar ise quark peynirini tercih ederler.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Kuru Domates

Güneşte kurutma, bilinen en eski saklama yöntemlerinden biridir. Antik Mısır ve medeniyetin beşiği olarak bilinen Mezopotamya’da kullanılmış, zamanla tüm Akdeniz kültürlerinde yaygınlaşmıştır. Bugün, İtalya’dan Mısır’a, Türkiye’den Fas’a kadar birçok evde halen doğal yollarla güneşte sebze –meyve kurutulmaktadır.

Güneş, yaşam kaynağıdır. Güneş ışınları, bitkileri olgunlaştırır, lezzet verir. Meyve ve sebzelerin içindeki sağlıklı gücün ortaya çıkmasını sağlar, yararlarını artırır.

Domates, güneşte kurutma geleneğinin mükemmel uyum gösterdiği bir bitkidir. %93’ü sudan oluşan domates, güneş altında kurutulduğunda fazlalıklarından kurtulmuş olur. Yaklaşık 15 kilogram taze domatesten 1 kilogram kurutulmuş domates elde edilir. Üstelik besin değerlerini, vitamin ve minerallerini yitirmez.

Kurutma işleminin sonucunda, domatesin lezzeti yoğunlaşır. Normal domatese göre daha fazla tüketilebilecek forma ulaşan domatesin, bu sayede sağlığa yararlarını da daha konsantre edilmiş olur. Domatesin içerdiği ve sağlığa çok faydalı olan likopen maddesi, kurutulmuş domates ile vücuda daha girer ve etkilerini daha çok gösterir.

Domatesin tarihi
Domates, patlıcangiller (Solanaceae) ailesindendir. Anavatanı Güney ve Orta Amerika olan, yıl boyunca yenebilen bir otsu bitki türüdür. Latince ismi lycopersicum esculentum’dur.

Domates, bir sebze olarak tanınsa da , botanikçiler için bir meyvedir. Çünkü bitki bilimciler, meyveyi, olgun halde olan taze ve kuru şekilde tüketilen ve içinde tohum ve tohumları barındıran bir bitki olarak tanımlanmaktadır. Domatesin içindeki kırmızı çekirdekler düşünülürse, bu tanıma göre meyve olarak sınıflandırılması çok doğaldır.

ABD'de 1893 yılında mahkeme?? (Hangi mahkeme? Hangi karar?) sebzelerle birlikte saklanıp yenildiğinden onu sebze diye sınıflandırmıştır fakat gerçekte meyvedir. Domatesin ilginç bir tarihi vardır. Bolivya ve Peru’da yabani sarı renkli bir domates türü bulunmuş ve sonra Meksika’da yetiştirilip, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden sonra Avrupa'ya gemilerle gönderilmiştir. İtalyanlar sarı renginden ötürü onu altın elma olarak adlandırsa da, çok geçmeden kırmızı türleri de ortaya çıktı. Domates, Amerika'da ilk defa Thomas Jefferson tarafından yetiştirildi. Ama pek çok insan zehirli olduğuna inanarak 1900'e kadar domates yemeyi reddetti. Domates’in ayrıca Avrupa’da romantik bir algısı da vardı; aşk elması olarak adlandırılmıştı.

5. tat

Domates, acı, tatlı, tuzlu ve ekşiden sonra 5. tat olarak bilinen umami lezzetinin en yoğun olduğu bitkisel gıdalardan biridir. Çekici, yuvarlak etli yapısı ise, yoğun glutamattan kaynaklanmaktadır. Umami glutumat ve ribonükleotlar tarafından oluşturulmuş iştah açıcı bir lezzettir. Umaminin tadı hoştur. Diğer tatlarla karışarak yeni lezzetleri ortaya çıkarır. Çoğu insan umaminin farkına varamaz, ama domates, parmesan peyniri, mantar, balık yerken fark edilebilir.

Domatesin üretimi
1-3 metre boya sahip olan domates bitkisinin hafif odunsu bir gövdesi vardır. 10-25 cm uzunluğunda olan yapraklarının üzerinde 5-9 yaprakçık bulunur. Yaprakları tüylüdür. 1-2 cm uzunluğunda ve genellikle sarı olan domates çiçekleri bir sap üzerinde 3-12 adettir. Genellikle kırmızı, yenilebilen meyvesi yabani bitkilerde 1-2 cm çapında iken, kültür bitkilerinde daha büyüktür. Çoğu vitamin bu meyvede bulunur ve kanseri önleyici yapısı vardır. Bu vitamin ve önleyici mineraller domatesin kabuğunda bulunur.

2005 yılının verilerine göre Dünya'da her yıl 125 milyon ton domates üretiliyor. En geniş üretimi yapan ülkeler ise sırasıyla Çin, ABD ve Türkiye.

Domatesin faydaları
-Kurutulmuş domates %100 bitkisel üründür. Yağ, kolesterol içermez ve kalorisi çok düşüktür. Asla Trans Yağ içermez.

-Dünyanın birçok ülkesinde en çok tüketilen gıdalar arasında yer alan domates, besleyiciliğinin ve lezzetinin yanı sıra çok miktarda vitamin de içermektedir. İçinde A, B1, B2, C ve K vitaminleri, niasin, protein, yağ, karbonhidrat, potasyum, kalsiyum ve demir bulunmaktadır.

Özellikle lif açısından zengin olan domates, sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve kabızlığı giderir. İyi bir idrar söktürücüdür ve vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Böbrek taşlarının düşürülmesinde faydalıdır. Kanı temizler.

-Domates, diğer birçok kırmızı sebze-meyve gibi, antioksidan özelliklere sahiptir. Özellikle kurutulmuş domates, antioksidan olarak bilinen doğal Vitamin C deposudur. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’ne göre antioksidan bakımından zengin ürünler, hücrelerin korunmasına yardım ederek kanser, diyabet, kalp ve akciğer rahatsızlıkları riskini düşürür.

-Kurutulmuş domates içerdiği likopen sayesinde de çok etkilidir. Uzmanlar, sebze ve meyvelerde bulunan karotene benzeyen bir madde olan likopenin, sağlık açısından son derece yararlı olduğunun bilimsel araştırmalarla kanıtlandığını belirtiyor:

Kasım 1997’de American Journal of Epidemiology tarafından yayımlanan araştırmaya göre, (Hangi araştırma referans verilmesi lazım? ) “Likopen kalp krizi riskini 50% oranında düşüren bir maddedir

Ayrıca likopenin kanseri, özellikle de prostat kanserini, önlemede çok etkili olduğu belirtilmektedir.
Kaynak=Uye oldugum mail grubuna geldi

8 Kasım 2012 Perşembe

Kakaolu Islak Kek


Sonbaharin resmi olarak gelisini kutlamak icin kek yapayim dedim. Evdeki yemek dergileride bir kosede duruyordu...Ilk el attigimda gelen sofra dergisinden aldigim tarifi biraz degistirdim....Sonuc= super 
Malzemeler; 2 adet yumurta,1 su bardağı tozşeker,1 su bardağı süt,1 çorba kaşığı tereyagi,1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu,1 çay bardağı zeytinyağı, 7 çorba kaşığı un,4 çorba kaşığı kakao

Öncelikle tozşeker , süt, vanilya, zeytinyağı ve kakaoyu derin bir kaseye alarak cirpalim. Bu malzemeden 1 su bardağı dolusu ayıralim. Daha sonra yumurtalari ayri bir kasede cirparak bu karisima ilave edelim ( Ben sosta cig yumurta kokusu sevmedigim icin yumurtalari sosu ayridiktan sonra ekliyorum. Nihai olarakta un ve kabartma tozunu ekleyip iyice karistiralim. Erimis tereyagi yoksa siviyagla yağlanmış kek kalıbımiza kek bulamacimizi dokelim. Önceden ısıttigimiz 170 derece fırında yaklasik 30 dakika pişirelim. Keki fırından aldıktan sonra, önceden ayırdığınız 1 su bardağı sıvı malzemeyi kekin üzerine dökelim. Soğuyunca uzerini bol hindistan cevizi ile susleyelim ve dilimleyerek servis yapalim.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Tarhananın Faydaları, Yararları

Türk Mutfağının ve Anadolu’nun tanınmış bir yiyeceği olan tarhana, sabah kahvaltıları dahil her öğüny yenebilen, kökeni Doğu Asya`dan gelen Türklere ait bir besindir.Besleyici değeri en yüksek çorbalardan biridir. Nasıl mı?

100 gr toz tarhanada 14,1 gr protein, 58,8 gr karbonhidrat ve 3,9 gr yağ, 78 mg kalsiyum, 0,5 mg demir bulunur. İyi bir protein, kalsiyum, A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini ve likopen kaynağıdır. 

Türk mutfağının vazgeçilmez tatlarından olan tarhana çorbası; besleyici, doyurucu ve tamamlayıcı bir besindir. Pişirilirken içine nohut, mercimek, kıyma gibi besinler eklenerek besin değeri daha da yükseltilebilir. 

Diyabet, hipertansiyon ve obezitenin tıbbi beslenme tedavisinde glisemik indeksinin beyaz ekmekten düşük olması ve doyurucu özelliğinin fazla olması nedeniyle tavsiye edilen bir besindir. 

Yoğurt tüketemeyen kişiler ve bebeklerin beslenmesinde çok iyi bir alternatiftir. Ayrıca tahılların fermentasyonu sonucu oluşan tarhana probiyotik özellikte bir besindir. 

Kurutulan besinlerde C vitamini yok denecek kadar azdır bu nedenle tarhana da sofrada salata vb. C vitamininden zengin besinlerle birlikte tüketilirse besleyici değeri artar.

Diyetisyen Aysen Arıcan
Şifa kaynağı tarhana!
Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, vitamin ve mineraller yönünden zengin olan tarhananın şifa kaynağı olduğunu söyledi. Yaptığı açıklamada, tarhananın içinde bulundurduğu çeşitli liflerden dolayı yüksek kolesterol, kalp krizi, kolon kanseri, obezite, yüksek tansiyon, hemoroid ve damar hastalıklarının azaltılmasında etkili olduğunu bildirdi.

rof. Dr. Temiz, tarhanada bulunan proteinlerin vücut için gerekli olan bazı aminoasitleri bolca ve dengeli olarak içerdiğini belirterek, "Tarhana, vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden zengindir. Tarhanada özellikle B vitaminleri bol miktarda bulunur. Kepeği uzaklaştırılmamış undan yapılan tarhanalardaki B vitaminleri içeriği kepeksiz undan veya göceden (kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday) yapılan tarhanalara göre daha yüksektir. Kalsiyum, demir ve çinko ise tarhanada bol bulunan minerallerdir" dedi.

Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerektiğini kaydeden Temiz, "Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde aminoasitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece aminoasitler tarhana ile vücuda hazır olarak girerler ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur" diye konuştu.

Proteinlerin sindiriminin özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemli olduğuna işaret eden Temiz, bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıda olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Temiz, tarhananın buğday unu veya göce adı verilen kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu ve çörtük gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve dayanıklı geleneksel bir fermente Türk gıdası olduğunu söyledi.
Tarhananın Türk kavimleri tarafından çok eski çağlarda üretilip tüketildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Temiz, Orta Asya’dan göç eden Türklerle birlikte Anadolu’ya geldiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İran ve Irak gibi imparatorluğa yakın komşu doğu ülkelere ve Rumeli üzerinden Macaristan ve Yunanistan gibi batı ülkelerine yayıldığının kabul edildiğini belirtti.
Temiz, Türklerle ırk yakınlığı bulunan Macarların tarhanayı Macaristan’a ve Finlandiya’ya kadar taşıdıklarını belirterek, bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi Yakındoğu ülkelerinde "kishk", İran ve Irak’ta "kushik" veya "kushuk", Türkistan’da "göce", Yunanistan’da "trahanas", Macaristan’da "tahonya", Finlandiya’da ise "talkhuna" ismiyle tarhanaya çok benzeyen gıdalar üretildiğini bildirdi.

Bileşimine katılan maddeler ve üretim tarzındaki değişiklikler nedeniyle tarhananın bölgelere göre çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Temiz, genellikle İzmir, Manisa ve Burdur yöresinde yapılan un tarhanasının büyük bir kazanın dibine "tarhana otu" adı verilen aromalı otun yerleştirilmesiyle yapıldığını söyledi.

Ege Bölgesi’nin farklı yörelerinde üretilen un tarhanalarına tarhana otu yerine nane, un yerine irmik konulduğunu, un ve maya karışımına mercimek ve nohut da eklenebildiğini belirten Prof. Dr. Temiz, Tokat, Sinop, Edirne ve Tekirdağ gibi bazı illerde süt, un ve yumurta karıştırılarak "sütlü tarhana" yapıldığını ifade etti.

Temiz, Kahramanmaraş ve köylerine özgü firiğin (yarı kurumuş tarhana) özellikle çocuklar tarafından ceviz içiyle birlikte çiğ olarak tüketildiğini, tamamen kurutulmuş tarhananın ise kış boyunca çorbalık ve çerez olarak değerlendirildiğini söyledi.

Tarhana kansere karşı kalkan
Hacettepe Üniversitesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmada beslenmenin önemine vurgu yaptı, tarhanayı örnek gösterdi.

Prof. Dr. İsmail Çelik, 5. Prevantif Onkoloji Sempozyumunda soruları yanıtlayan kanserden korunmada beslenmenin önemine ilişkin bilgi verirken, Anadolu kültüründeki yemek anlayışına sahip çıkılmasını istedi ve özellikle annelerin vazgeçilmezi ''tarhana çorbasının'' faydalarına dikkati çekti. 

Prof. Dr. Çelik, şu görüşleri dile getirdi: ''Televizyondan duyduklarına değil, ananelerinden duyduklarını yemelerini önereceğim. Köyümüzdeki, bize öğretilenleri yerlerse kanserden korunurlar. Meyve, sebze, lifler, tahıllar. Köylerde çok ciddi et yenmezdi. Her gün her gün etler, pideler restoran kültürüdür. Her gün et mi yenir, bir kere o kadar zengin değildi Türk halkı. Et az yenecek, meyve sebze çok yenecek, tahıldan da biraz fazla. 

'TARHANA ÇORBASININ İÇERİĞİNE BİR BAKIN'
Kilo kontrolünün önemine işaret eden Çelik, ''Şişman olmayacaksınız, şişmanlıktan kaçınacaksınız. Bakanlığın çalışması var, şişmanlığın sebebi ne olursa olsun kanser riski yaratıyor diye. O diyeti, bu diyeti değil, şişmanlığın sebebi zeytinyağı da olabilir, fındık, fıstık da olabilir. İnsan her gün badem yer mi, kanserden korunmak için de yenmez, tedavi olmak için de yenmez'' diye konuştu. 

Sigara kullanmamanın, kanserden korunmada önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Çelik, ''Bir sigara içmemek ve şişmanlamamak. Yiyorsanız eğer yakmak için egzersiz yapın. Ticari amaçlı, belli kliniğe yönlendirme amaçlı her şeyi kesmeliler insanlar, Anadolu kültüründeki yemek anlayışına uygun beslenmeli. Tarhana çorbasının içeriğinde o kadar kanserden koruyan madde var ki... Yoğurdundan domatesine içindekilere bir baksınlar'' değerlendirmesinde bulundu.

Bebeğe en iyi ek besin tarhana çorbası 
Bebeğe ek besine en erken 4, en geç 6 ay arasında başlanması gerektiğini belirten uzmanlar, anne sütünü tamamlayıcı en iyi ek besinin sütle yapılmış tarhana çorbası olduğunu söylüyor. 

Bebeklerde anne sütünü tamamlayıcı ek besinlerle ilgili bilgilerin güncellendiğini söyleyen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, anne sütünün sayısız faydası olduğunu, 1-1,5 yıl anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gerektiğini söyledi. 

Yakın zamana kadar ''Ek besinlere ne kadar geç başlanırsa o kadar iyi olur'' düşüncesinin hakim olduğuna dikkati çeken Artan, tüm yararlarına rağmen 6. aydan sonra anne sütünün besinsel değerinin bebeğin gereksinimlerinin gerisinde kaldığına işaret etti. 

Prof. Dr. Artan, ''Günümüzdeki çalışmaların sonuçları çok net bir şekilde bize göstermektedir ki anne sütüyle beslenmeye tamamlayıcı ek besinlere en erken 4 aylıkken, en geç de 6 aylıkken başlamak gerekiyor'' dedi. 

Ek besinlerin bu sürelerde yavaş yavaş beslenmeye girmesinin zorunluluk olduğunu vurgulayan Artan, bebeğin bağışıklık belleği ve toleransı ile bağışıklık sisteminin yabancı besinlere hoşgörü kazanabilmesi için bu yaş döneminin kritik önem kazandığını söyledi. 

EN İYİ EK BESİN TARHANA

Bebeklik çağındaki tamamlayıcı beslenme çözümlerinde ev yapımı sebze çorbalarının çok önemli olduğuna işaret eden Artan, kadınların patates, pirinç, mercimek, kabak, havuç ve maydanozu bir tencerede kaynatarak süzgeçten geçirdiklerini ve ezerek bebeğin sevebileceği kıvama getirdiklerini anlattı. Zeytinyağı ile zenginleştirilen bu çorbaya alternatif olarak tavuk suyu ve yoğurt çorbalarının da verildiğine işaret eden Artan, bebeklerde tamamlayıcı en iyi ek besinin tarhana çorbası olduğunu vurguladı.

Artan, tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin oldukça önemli olduğunu, bazı aminoasitleri dengeli olarak içerdiğini, özellikle B vitamini yönünden zengin olduğunu, kalsiyum, demir ve çinko bulundurduğunu kaydetti. Tarhananın yapımında bölgelere göre küçük farklılıklar bulunduğuna işaret eden Artan, ''Bu farklılıkları gidererek tarhanayı bir bebek besini haline getirmenin yolu, tarhanayı sütle pişirmekten geçiyor. Su yerine sütle yapılan tarhana, besinsel değeri oldukça yüksek, yeterli ve ideal bebek ek besinidir'' dedi. 

Tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin yeterli olduğunu ve ekstra tuz eklememesi gerektiğini dile getiren Artan, ''Sütle pişirilen tarhana anneler için hazırlaması kolay ve ekonomik bir çözüm. Mümkünse tarhanayı 6. aydan sonra süt ile pişirerek vermemiz gerekiyor'' diye konuştu. 
Kuru tarhananın 100 gramında 1,3 gram protein olduğunu ve sütle pişirildiğinde mükemmel bir protein içeriğine sahip olduğunu anlatan Artan, 200 mililitre süte 2 kaşık tarhana ile bebek için gerekli çorbanın hazırlanabileceğini söyledi. Artan, süt olmadığı durumlarda tavuk ya da et suyu ile yapılacak tarhana çorbasının da bebek için çok önemli bir ek besin kaynağı olduğunu kaydetti. 


''MEYVE PÜRELERİ GEREKSİZ''

Önceki yıllarda tahıllar ya da süt gibi besin kaynaklarına olabildiğince geç başlamasının daha sağlıklı olduğunun düşünüldüğünü dile getiren Artan, ''Örneğin bebek irmik, un çorbası, bisküvi gibi tahıllı besinlerle ne kadar geç karşılaşırlarsa ileride tahıl alerjisi, çölyak, tip1 diyabet gibi hastalıklara yakalanma oranının da o kadar az olacağı düşünülüyordu'' dedi. 
Buna karşın artık annelere tahıllarla tanışmayı 6,5 aydan daha ileriye bırakmamalarını tavsiye ettiklerini ifade eden Artan, bebek beslenmesinde tamamlayıcı olarak en çok tercih edilen meyve pürelerinin ise çok faydalı olmadığına dikkati çekti. Meyve suları ve meyve pürelerinin gerekli besinsel değere sahip olmadığını vurgulayan Artan, sebze çorbaları, yoğurt ve muhallebinin gönül rahatlığıyla başlanabilecek ek besin çözümleri olduğunu kaydetti.
Kaynak=Uye oldugum mail grubuna geldi, internetten alinti

4 Kasım 2012 Pazar

Safranbolu-Akide Sekerleri

Her cesit, her renk...her meyveden...ne kadar guzeller degilmi....insan yemeye kiyamaz. Bir an ev tasariminda  bile kullanilir diye dusundugum oldu...Alttakilerde safranli kolonyalar...

1 Kasım 2012 Perşembe

Kolay Cikolata Soslu Kek

                      


Malzemeler; 3 adet yumurta, 1,5 su bardağı şeker, 1 su bardağı süt, 1 su bardağı sıvı yağ,1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu, 3 su bardağı un, 1 su bardagi incecik kirilmis ceviz ici.
Sos için ; Bim den aldigim hazir cikolatali sosu kullandim
Yapılışı; Oncelikle kekimizi hazirlamaya baslayabiliriz; Oncelikle yumurtalarimizi sekerle köpürene kadar çırpalim. Daha sonra sutumuzu ve sivi yagimizi da ekleyelim ve cirpmaya devam edelim. Ardından unu, cevizi, kabartma tozunu ve vanilyayıda ekleyerek iyice karıştıralim. 1 kasik yagla yagladigimiz kek kalibimiza kek bulamacini dokelim. 180 derece fırında pişirelim. Kek soguduktan sonra ters cevirelim ve paketindeki yonergeye gore hazirladigimiz cikolatali sosumuzu sicakken uzerine dokelim.

30 Ekim 2012 Salı

Eski Zamanlar..Kuzine Soba...Cookstove.Old Times ..

Bir arkadasim cekmis, yayinlamak istedim. Cok kucukken koyde oturuyorduk, bu kuzine sobalarin basinda azmi keyif yapmadik, azmi ders calismadik. Ne kadarda sicakti hersey. Cay, Kestane, Patates, Mantar ne isterseniz pisiyordu. Cay usul usul demini aliyordu. Sohpetlerde oyle...Disarda lapa lapa yagan kar ne kadarda zevk veriyordu. Kalorifer cikti mertlik bozuldu

19 Ekim 2012 Cuma

Cicek ve Mutluluk

Beton kaldirimda buldugu ufacik bir toprakta acmis butun guzelligiyle...Bu bana guclu olmayi, direnmeyi hatirlatiyor; etrafin ne ile sarilmis olursa olsun sen ufacik bir imkani degerlendir, hayata tutun....

Istanbul Bogazindan Tutulan Baliklar

Ulkemiz ne kadar sansli farkindamiyiz acaba. 4 mevsim, 7 bolgede binlerce farkli yiyecek, yemek. 3 yanimiz denizlerle cevrili ve bir suru cesit balik dolu. Karadenizimizin Hamsisindne tutun Levrege cupraya varincaya kadar mukemmel cesitlilik ve zenginlik. Cok sukur 

18 Ekim 2012 Perşembe

Kanlica Yogurdu

Kanlica 1800 lu yillarin sonunda bazi Osmanli pasalarinin bulundugu yazlik bir köymus. 1854 te Sirketi Hayriye nin yolcu tasimaya baslamasiyla nufusuda artmis. Poyraz Ibrahim Aga nin daha gelmedigi ve dolayisiyla yogurdu da mayalamadigi o donemde kivirick marullariyla unlu olan Kanlica da vapur durur, musterilerin alisveris etmelerini beklermis. Kanlica yogurdu cikinca yolcular bu seferde yogurt icin vapurdan inmeye baslamislar. Gerisini Sakkaftan dinleyelim; Yogurt begenilmeye baslayinca Istanbulun diger semtlerindende istenmeye baslanmis. Buradan vapura koyup Besiktas a gidip oradanda Mackaya cikarirlarmis. Eskiden kullanilan porselen kaplar, once yerini sirli toprak kaba birakti. Uzun yillar cam kaselerde satildiktan sonrada 1965 ten itibarende plastik kaplara koyuldu. Bu isin devamli olabilmesi acisndan plastik kaplar bir milattir.Cunku bir araba mal gittiginde bunun ancak yarisi yogurt oluyordu, kalan tonaji cam yada toprak kaselerin agirligi olusturuyordu. Donerken yine bu kaplarin toplanip getirilmesi gerekirdi. En korkulan sey ise camin kirilarak yogurdun icine dusmesi ve bunun da bir musteriye zarar vermesiydi. 

17 Ekim 2012 Çarşamba

Tarcinli Kek



Malzemeler: 3 yumurta, bir su bardağı sıvı yağ, bir su bardağı günlük süt, 3 su bardağı un,  2 su bardağı şeker, 2 paket kabartma tozu, 2 çorba kasigi tarcin, 1 yemek kaşığı tereyağ yoksa margarin, 1 su bardağı damla çikolata.
Yapılış: Yumurtalarımızı derin bir kaba kıralım ve iyice çırpalım, şekerimizi, sütümüzü ve sıvı yağımızı ekleyelim ve biraz daha çırpalım. Karışıma unumuzu, kabartma tozumuzu, tarcinimizi ekleyip mikserle düşük ayarda karıştıralım. Karışımımıza en son damla çikolatayı ilave edelim. Kalıbımızı tereyağımızla yağlayalım ve bir iki kaşık un serpelim sonrada karışımımızı kalıbımıza boşaltalım. Önceden 10 dakika ısıttığımız fırınımızda 180 derecede 40 dakika pişirelim. Afiyet olsun.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Malatya Un Kurabiyesi

Simdiye kadar yedigim en guzel kurabiyeydi. Abartmiyorum gercektem muhtesemdi tadi. Katildigim bir kursta arkadas yapip getirmis, sona kalan bir tanesinin resmini poset ustunde cekebildim. 

Malzemeler: 1 su bardağı yağ ( normalde sadece malatyada satilan vita yagla yapiliyormus ama istanbulda olmadigi icin , margarini erittikten sonra sogutarak dipte biriken sutlu kisim atilip ustunde kalan yag kullaniliyor) , 1 su bardağı pudra şekeri ( mutlaka pudra sekeri olacak, toz seker kullanmayin) , Alabildigi kadar un, 1 paket vanilinli seker, Uzerini suslemek icin kayısı çekirdeği

Yapilisi: Oncelikle yagimizla sekerimizi derin bir kaseye alalim ve iyice cirpalim ( Ben robotta cirpiyorum, kivami yogurt gibi oluyor. Daha sonra bu karisima elenmis unu ve vanilini ekleyelim ve yoğuralım. Istedigimiz buyuklukte ve sekilde kurabiyelr yapip ortalarina 1 tane kayısı çekirdeği koyalim. Onceden isittigimiz 175-180 dereceli firinda pembelesen kadar pişirelim

Yogurt Gercegi


Milli protein kaynağı sayılan ve daha düne kadar Avrupa'nın bilmediği yoğurt bize çok şeyler anlatacaktır. Yoğurt kendi kültürümüzün mahsülüdür ve Avrupa'ya da aynı isimle geçmiştir. Bundan aşağı yukarı 1000 yıl önce Ortaasyada yapıldığını o zamanın eserlerinde adının bu günkü manası ile geçmesinden anlamaktayız.

İlk önce ne zaman ve nasıl yapıldığı kesin olarak belli değildir. Bazı ilim adamlarınca, bir koyun işkembesine konan sütün yoğurt haline gelmiş olabileceği söylenirken, bazılarınca da süt sağılan kaplara hayvan pisliği bulaşmasıyla teşekkül etmiş olabileceği tahmin edilmektedir. Çünkü yoğurt bakterileri esas itibariyle bağırsak bakterileridir. Her ne olursa olsun kendi dünyamızdan çıkmış ve buradan da dünyanın dört bucağına yayılmıştır. Süreyya Tahsin Uygün gayet haklı olarak "Türklerin kültüre yaptıkları en eski hizmetlerden en mühim bir eseridir." demektedir. (1) R. Strohecker ise yoğurdun Almanya'ya Türkiye'den geldiğini ve bunun ana vatanının Ortaasya olduğunu söylemektedir. 

Çok eski zamanlardan beri mayalanan süt mamülleri ve bu arada bilhassa yoğurt birçok derdin devası olarak görülmüştür. Yoğurdun şifalı tesirlerini bir yerde okuyarak öğrenen I. Fransuva ağır bir hastalığa tutulduğu zaman İstanbul'a bir haber salarak teminini rica etmiştir. Padişah kendisini tedavi etsin diye bir yoğurtçu ustasını Paris'e yollamıştır. Beraberinde bir keçi ile yola çıkan usta gizli olarak yaptığı yoğurtlarla kralı tedaviye tabi tutar ve kısa zamanda kral yataktan kalkar. Bu hâdise tabiki hemen duyulmuş ve yoğurdun Fransa'da XVI. yy.'da tanınmasına ve bir şifa kaynağı olarak telakki edilmesine yol açmıştır. 

Yoğurdun Avrupa'da XVI. yy'a kadar bilinmediği ve birden gittiğini gösteren bir başka hâdisede Avusturya sefiri olarak 1554 - 1562 arasında Türkiye'de bulunan Fqier Ghiselin De Busbecg'in müşahedeleridir. Busbecg, Türklerin kanaatkar olduklarını ifade ederken az yediklerini, sofra zevkine çok az düşkün olduklarını belirtiyor ve bir parça ekmekle beraber tuz, soğan ve (ekşimiş süt olarak tarif ettiği) yoğurt bulurlarsa yemek için başka bir şey aramazlar diyor. Ayrıca süte nazaran akıcı olmadığını ve harareti teskin için çok iyi bir sıvı olduğunu belirtmektedir. 

Bu arada sütcülük alanında büyük bir otorite sayılan değerli müellif Fleisch-mann'da yoğurdun kımız ve kefirle birlikte Asya'nın bazı bölgelerinde yüzlerce, hatta binlerce yıl önce tanındığını işaret etmektedir. 

Yoğurdun Avrupa'da en fazla tanınmasına sebep Rus alimi E. Metschnikoff'un Paris'te Pastör Enstitüsündeki çalışmaları olmuştur ve zamanla yoğurdun tanınmasına yayılmasına ve büyük rağbet görmesine sebep olmuştur. Nitekim yoğurt bunun üzerine Almanya'ya da sıçramıştır.

Yoğurt, süt şekerinin maya dediğimiz süt asidi bakterileri ile reaksiyonu sonucunda meydana gelen bir süt mamülüdür. Yoğurt yapmak üzere pişirilen ve muayyen bir dereceye kadar soğutulan süte aşılanan maya dediğimiz şey bu sütte bazı değişmelere sebebiyet vererek onu yoğurt haline getirir. Aslında yoğurdun oluş şekli çok karışık ve girift bir hâdisedir. Her yaratılışa bir sebep koyan Kudreti Sonsuz azami tasarruf prensibiyle çok lüzumsuz addettiğimiz şeyleri dahi vazifelendirerek insanlar için hayatı ehemmiyete haiz bir gıda yaratıyor ve görülen esbab perdesi arkasında Kudret Eli'ni hissettiriyor.

Yoğurt, gerek bileşimindeki maddelerin çeşidi ve gerek bunların durumu yüzünden büyük bir ehemmiyet kazanmıştır. Demir ve bakır madeni hariç vücut için lazım olan diğer maddelerin hemen hepsine havidir. Aynı zamanda bunlar kolaylıkla hazmedilecek ve vücuda sinebilecek şekildedir. İhtiva ettiği süt asidi ve süt şekeri, süt tuzlarının ve buradaki kirecin bağırsaklarda kolayca istifade edilebilecek bir hale gelmesine yardım eder. Böylece vücutta D vitamini tasarrufuna imkân verir. Yapılması sırasında B ve C gibi bazı sıcağa dayanamayan vitaminler azalsa da aşılanan mayadaki mikroorganizma bilhassa B gurubundan olan vitaminleri çoğaltır. Böylece yoğurt sinir ve hazım sistemi üzerinde faydalı tesirler yapar. Sağlamlar için olduğu kadar bilhassa mide ve bağırsak hastalıkları bulunanlara da çok faydalıdır. Mideleri zayıf olan bazı kimseler süt içemezler halbuki yoğurdu kolaylıkla hazmederler. Çünkü yoğurdun proteinleri kısmen pepton - albümoz ve amino asitler halinde parçalanmıştır. Böylelikle hazmı kolaylaştırır. Yoğurt,mideye geldiği zaman sütte olduğu gibi pıhtılaşmaz. Çünkü daha önce yapılırken, pıhtılaşmış ve hazıma hazır hale gelmiştir. Yapılan bir denemede sütün 3 saatte hazımlanmasına karşılık bundan elde edilen yoğurdun 1 saatte hazmedildiği görülmüştür.

Yoğurt, içindeki karbonhidratlarla proteinler uygun nisbetlerde bulunduklarından şişmanlatmaz ve bağırsak faaliyetini yavaşlatarak gıda tasarrufuna imkân verir. İnsanlar için şamil olan "yiyiniz — içiniz — israf etmeyiniz" serlevhasını o şuursuz bünyelerinde tam şuurlu bir şekilde yerine getiren yoğurt terkibi, acaba arkasında Kudret—i Sonsuz bir şuuru göstermiyor mu..!

Yoğurdun sağlık bakımından müsbet tesirleri, içindeki maddeler ve bilhassa süt şekeri ile süt asidinden ileri gelmektedir. Dolayısıyla herhangi bir besinde bu türlü maddelerin artışı onların sağlık bakımından iyi tesirlerini de arttırır. Süt şekeri midede değil bağırsaklarda parçalanır ve süt asidi haline gelir. Bağırsakların böylece asit reaksiyonu alması birçok korkutucu bakterilerin gelişmesine imkân bırakmaz. Aynı zamanda madeni maddelerin ve meselâ kirecin vücutta sindirilmesi kolaylaşır. Böylece süt şekeri veya asidi D vitamini tasarrufuna imkân verir. Yoğurdun iyi geldiği arızalar arasında bakırla zehirlenme, bağırsak ve mide bozuklukları sayılabilir. Tuzlu ayran da güneş çarpmalarına karşı başarı ile kullanılır. Ülser ve mide iltihabı gibi arızalarda da kullanılır. Bileşimindeki süt şekeri ve süt asidi kokutucu ve bilhassa asitliği düşük vasatlarda iyi gelişen bakterilerin üremesine mani olur. Bilindiği gibi kokutucu bakteriler proteinlerden indol, fenol, skatol ve benzeri maddeler hasıl ederler ki, bunlar insan için zehirlidir ve sinir sistemine tesir ederek vakitsiz ihtiyarlığa sebebiyet verir. Yoğurt yemek insanlar için faydalı bir bakteri olan Lactobacillus acidophilus'un gelişmesini kolaylaştırır. Bunların bağırsaklarda sayısını artırır ve bu bakterinin çıkardığı asitte, zararlı bakterilerin gelişmesine imkân bırakmaz. Baş ağrısı, dermansızlık, adale ağrısı, atalet vs. gibi birçok arazı yok eder. Umumiyetle karaciğer hastalıklarına da iyi geldiği belirlenen yoğurt çocuk beslenmesi için de çok elverişlidir 

Ayrıca tifüs, kolera, kanlı basur ve cilt hastalıkları yanında saç dökülmesini de önler ve sinir hastalıklarını yok ederek şişmanlığa mani olur. 

İnsanla yoğurt arasındaki bu çok ehemmiyetli alakayı kuran kim? Basit gibi görünen yoğurdun muhteviyatındaki, insanlara çok faydalı olan hususiyetler, bize bu işin boşuna olmayıp ve son derece plânlı bir şekilde Rahmeti Sonsuz bir Zât tarafından yapıldığını göstermiyor mu? Bu kadar kuvvetli alakanın kör tabiata ve sağır esbaba verilmesi mümkün mü?
Kaynak= Sizinti Dergisi



13 Ekim 2012 Cumartesi

Osmanli Saray Mutfagi

Topkapi sarayinin iasesini, Fatih Sultan Mehmet zamaninda kuruldugu tahmin edilen Matba-i Amire nezareti temin ediyordu. Matbah-i Amire mutfak emini idaresinde idi. Saray halkinin yemekleri mutfaklar ve helvahanede ( mutfakta yemekler helvahanede tatlilar, receller, hosaflar, serbetler, tursular, ve macunlar yapilirdi). 
    Saray, beslenmeyle sihhat arasinda yakin bir munasebeti esas alirdi. Tibbi Nebevi den alinan bilgiye gore, insan vucudunda; kan, balgam, safra ve sevda olmak uzere dort unsur bulunmaktadir. Bu unsurlarin dengede olmasi sihhate, dengenin bozulmasi hastaliga isaret eder. Bu yuzden sene boyunca bu unsurlarin dengede kalmasini saglayacak sekilde beslenmeye ihtiyac vardir. Denge bozuldugunda perhiz yapilmali ve ilac takviyesinde bulunulmalidir.Ayrica bu unsurlar her mevsimde degismektedir. Ilkbahar ve sonbaharda kan yapacak, yazin safrayi, kisin balgami ve yine sonbaharda sevdayi azalatacak gidalar tercih edilmelidir. Islam tibbinin bu inceliklerini bilen saray hekimleri ve mutfak personeli, saray halkina mevsimlere gore degisen ve unsur dengesini muhafaza edecek yemekler hazirlayacakti. 
Saray halki ( Sunneti-serifeye uygun olarak) gunde iki ogun yemek yerdi. Kusluk vaktinde sabah kahvaltisi, ikindin namazini mutakip aksam yemegi yenirdi. Yemekler alcak sofralarda, yerde oturarak yenirdi. Sofralar umumiyetle luksten uzak ve mutevazi olurdu. Yemek suresi uzun olmazdi. 
Kaynak; Fazilet Takvimi

8 Ekim 2012 Pazartesi

Kadayifli Muhallebi


Malzemeler:
Muhallebisi için: 1 litre süt, 4 yemek kasigi un, 1yemek kasigi nisasta, 1 su bardağı tozşeker, 1 paket vanilya, 1 paket krema ( 200ml),
Kadayıfı için: 250gr. kadayıf. 2 yemek kasigi tereyagi,1 su bardağı dovulmus fındık, 1/2 su bardağı tozşeker
Yapılışı: Kadayıfı buzlukta donduralim daha sonra cikarip iyice ufalayalim.Bir tavada tereyağımizi eritelim. Kadayıfları ilave ederek orta ateşte hafifce kavuralim. Tozşekeri ve dovulmus findigimizida ilave ederek pembelesene kadar kavuralim ve ocaktan alalim, sogumaya birakalim. Diger taraftan muhallebiyi pişirelim. Orta boy derin bir tencerede un, nisasta ve tozşekeri iyice karıştıralim ve yavas yavas sütu ilave ederek koyulaşana kadar karıştırarak orta ateşte pişirelim. Muhallebiyi ocaktan aldiktan sonra kremayi ve vanilyayi ekleyip 4-5 dakika mikserle çırpalim. Muhallebimiz soguduktan sonra dikdörtgen borcama dokelim. Kavrulmuş kadayıfıda uzerine doseyelim. Tatlimiz buzdolabinda da iyice soğuduktan sonra dilimleyerek servis yapın.Kadayifin kitirligini kaybetmemesi icin muhallebi sogukken uzerine kadayif doseyin ve ayni gun tatliyi tuketin. 

6 Ekim 2012 Cumartesi

Çiğ Börek

Malzemeler; 2 su bardagi un, 2 çorba kaşığı yoğurt,1 yumurta,1 su bardağı ılık su,1 çay kaşığı tuz,Kızartma için sıvıyağ

İç malzeme;250 gr koyun kıyması,1 soğan,3-4 dal maydanoz,1 çay bardağı su,Tuz, karabiber

Kızartmak için;Sıvıyağ Tuz Karabiber
Unumuzu genis bir kaseye alalim. Ortasını havuz gibi açıp yoğurt, yumurta, tuz ve suyu ilave edin. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur kivami elde edinceye kadar yoğuralim. Üzerine nemli bez örterek yarım saat dinlendirelim. 
Diger yandan ic malzememizi hazirlayabiliriz;Soğanı rendeleyelim, maydanozu yıkayıp ince ince dograyalim.  Kıymaya soğan, maydanoz, su, tuz ve karabiber ekleyip karıştırın. Hamurları yufkadan biraz kalın olacak şekilde açalim. Yarısına kıymalı karışım yayıp ikiye katlayalim. Kenarlarına parmak uçlarınızla bastırarak yapışmasını sağlayalim. Sıvıyağı tavada kızdırıp  böreklerimizi kızartalim. Sıcak servis yapalim.